Hamd ezelden ebede kadar her kim tarafından ve her kim için yapılıyor olursa olsun yalnız AZİZ ve CELİL olan ALLAH'a aittir
ALLAH'ı Bilmek
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

ALLAH
MÜHEYMİN

TEMEL ANLAMI:
* Sonsuz gücü ve kudretiyle, Kâinatın bütün işlerini idare eden. Yarattıklarını koruyan, gözeten, onların her şeylerini takip edip, kayda alan ve Kıyamet Günü için hazırlayan.
* “Yaratıklarının amellerini, rızıklarını ve ömürlerinin idaresini elinde bulunduran.” (Gazali)
* “Ne durumda olursan ol, Kur’an’dan ne okursan oku, siz ne yaparsanız yapın, onu yapmaya giriştiğinizde, Biz mutlaka ona şahit oluruz. Çünkü ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Ne bundan küçük, ne de büyük hiçbir şey yoktur ki hepsi apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz) olmasın.” (10/Yunus:61)
* “ALLAH’ın onların sırlarını da fısıltılarını da bildiğini ve gaybları da çok iyi bildiğini hala bilmediler mi?” (9/Tevbe:78)
TEMEL ANLAMININ AÇILIMI VE İKİNCİL ANLAMLARI:
* “İbadetlerin sevabını eksiksiz veren.” (Halimi; Akt:Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 333)
* “Şükür ve şikâyeti işiten, zarar ve sıkıntıyı gideren.” (Sadreddin Konevi, Esmaüi Hüsna Şerhi, 50)
* “Yarattıklarının dönüşüm ve gelişimini mümkün kılarak onları varmaları mukadder olan menzillerine yönlendiren.” (Tosun Bayrak; Esmaü’l-Hüsna, 55)
TAMAMLAYICI BİLGİLER:
Kur’an’da Müheymin İsmi:
* Müheymin ismi, Kur’an’da bir ayette ALLAH’ın isimlerinden biri olarak geçmektedir: (59/Haşr:23)
* “Müheymin ismi semavi kitapların hepsinde ALLAH’ın isimlerinden olarak zikredilmiştir.” (Bursevi)
* “Peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı iyilik ve kötülükte ALLAH’ın yolunu koruyanlardır.” (Beyhaki)

PRATİK BOYUT:
* Kendi içinden geçen duygu, istek ve düşünceleri gözlemleyip, ALLAH’ın razı olmayacaklarını ayıklamaya çalışan, davranış ve eylemlerine de aynı şekilde takvayı yedirmeye uğraşan insanlar Müheymin ismine ayna olmuştur.
* Müheymin isminin tecellisine araç olabilmek için ise, insanları ALLAH’ın rızasına daha yakın hale getirebilmek için onların iç ve dış dünyalarına vakıf olan hidayet önderlerinden biri olmak gerekir.
* “İnsanlara yöneticilik yapan, toplumun asayiş ve güvenliğini sağlamakla görevli olan kimseler, ALLAH’ın Müheymin ismine mazhar olan kişilerdir.” (Mehmet Dikmen, Esmaü’l Hüsna, 40)
* “ALLAH, gözetip koruduğu bu alemi mükemmel bir düzen içinde nasıl sevk ediyorsa; insan da işlerini dikkatli, dürüst, düzgün, itinalı ve kaliteli, başkalarının haklarını gözetip koruyarak yapmalı ki, Müheymin isminin nurundan istifade edebilsin ve O’na layıkıyla mazhar olabilsin.” (Nurettin Ünal, Esma’ül Hüsna, 27)
* “Müheymin isminin kulda görülebilecek tecellileri şunlardır: Kişi, iç gözlem yoluyla gönül hayatının sırlarına vakıf olduğu, bunun yanında kendi gidişinin doğruluk üzerinde seyretmesini sağlayabildiği ve buna süreklilik kazandırdığı takdirde kendi kalbine hakim olma durumuna ulaşır. Eğer kalbinin derinliklerine vukuf ve hakimiyetinin sınırları genişler de bu sayede ALLAH’ın bazı kullarını istikamet halinde tutmayı başarırsa Müheymin isminin tecellilerine daha çok mazhar olabilir. Bu husus, ancak sezgi sahibi olmak ve dış görünümlerle istidlalde bulunmak suretiyle insanların deruni birikimlerine muttali olduktan sonra gerçekleşebilir.” (Gazali)
* ALLAH’ın Müheymin olduğunun bilincine varan kişi, her an O’nun gözetimi altında olduğunu bilir. Düşünce, söz ve hareketlerinde O’dan utanarak ve O’na saygı duyarak yaşar. İhlas ve onun da ötesinde İhsan sırrını yakalamaya çalışır. Günahın her çeşidinden uzak durur. Salih bir Mü’min olur ve bu hali sayesinde Müheymin isminin feyzine kavuşarak, insanların da kendisine saygı duyacakları bir kişiliğe sahip olur.
* “Müheymin isminin gereği olarak, sana fayda veya zarar versin, sevindirsin veya kızdırsın daima doğru şahitlik yapmalısın. Senin anne ve babanın ve yakın akrabalarının aleyhinde bile olsa doğru şahitlik yapmaktan kaçınmamalısın.” (İzz b. Abdüsselam; Akt:Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 335)
* Müheymin isminin bilincine varmış olan Mü’mine ALLAH için katlandığı her zorluk kolay gelir.

İLGİLİ HADİSLER:
* Abdullah b. Ömer’in, babası Hz. Ömer’den naklettiği hadis şöyledir:
“Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)’in yanında bulunduğumuz sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru peygamber (s.a.s.)’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
“Ya Muhammed! Bana İslâm’ın ne olduğunu söyle” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “İslâm; ALLAH’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de ALLAH’ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt’i hac etmendir.” buyurdu. O zat: “Doğru söyledin!” dedi. Babam dedi ki: “Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.”
“Bana imandan haber ver.” dedi. Rasûlullah (s.a.s.):
“ALLAH’a, ALLAH’ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır.” buyurdu. O zât yine:
“Doğru söyledin!” dedi. Bu sefer:
“Bana ihsandan haber ver.” dedi. Rasûlullah (s.a.s.):
“Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür.” buyurdu.” (Buhari)