En Güzel İsimler ALLAH'ındır


ALLAH
ALLAH-KUL İLİŞKİSİNİN TEMEL DİNAMİKLERİ
ALLAH DOSTUNA DÜŞMANLIK EDENE ALLAH NE EDER?
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yüce ALLAH şöyle buyurdu: ‘Kim Benim Veli (ALLAH Dostu) kuluma düşmanlık ederse Ben de ona savaş ilan ederim.” (Buhari, Rikak, 38)
ALLAH’IN KULUNDA GÖRMEKTEN EN ÇOK HOŞNUT OLDUKLARI VE ONLARIN MÜKAFATI
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yüce ALLAH şöyle buyurdu: ‘Kulumu Bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri yerine getirmesidir. Kulum Bana nafile (farzların dışında kalan) ibadetlerle yaklaşmaya devam eder ve sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık Ben onun duyduğu kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, Benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.” (Buhari, Rikak, 38)
ALLAH’IN MÜKAFATINI GARANTİ ETTİĞİ ÜÇ KULLUK
Hz. Ebu Ümame anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Üç şey vardır, ALLAH her birine garanti vermiştir. ALLAH yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse… Bu, öldüğü takdirde Cennet’e koyma konusunda, ölmeyip te döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme konusunda garantilidir. Mescide giden (gitmeyi alışkanlık haline getiren) kimseye, öldüğü zaman Cennet’e koyma konusunda ALLAH garanti vermiştir. Kişi, (fitne, yani Mü’minler arasında hangisinin haklı olduğu kesin bir biçimde bilinemeyecek bir çatışma çıktığı zamanda) evine çekildiği takdirde ALLAH ona da garanti vermiştir.” (Ebu Davud, Cihad, 10)
NAMAZ KILAN ORUÇ TUTAN BİR MÜ’MİNİ BİLE CEHENNEMLİK YAPABİLECEK BEŞ SEBEP
Hz. El-Haris el-Eş’ari anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Ben size beş şeyi emrediyorum: ALLAH onları bana emretti: Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaat (Müslümanların genelinden ayrılmamak). Çünkü kim cemaatten bir karışçık ayrılmışsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, pişman olup geri dönen hariç… Kim de cahiliye davasını (İslam dışında başka kimlik unsurları, değer, kavram ve ölçülerin mücadelesini yapmak… Irkçılık, İslam dışı bir ideolojinin taraftarlığı gibi…) o Cehennem molozlarından biridir!’
Bir sahabi: ‘Ey ALLAH’ın Rasulü! O kimse namazını kılan, orucunu tutan biri olsa bile mi?’ diye sordu. Rasulullah: ‘Evet’ Namaz kılsa, oruç tutsa da…’ buyurdu.” (Tirmizi, Emsal, 3)
RAHMET VE LÜTUF KONUSUNDA ALLAH’IN KARŞILIĞI HER ZAMAN KULUN YAPTIĞINDAN DAHA FAZLADIR
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yüce ALLAH diyor ki: ‘Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O Beni andıkça, Ben onunla beraberim. O Beni içinden anarsa, Ben de onu içimden anarım. O Beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Eğer o Bana bir karış yaklaşacak olursa, Ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o Bana bir zira yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmamak şartıyla yer dolusu günahla gelirse, Ben de onu bir o kadar bağışlamayla karşılarım.” (Buhari, Tevhid, 15)
ALLAH HAYRA EN AZ ON KAT GÜNAHA İSE SADECE BİRE BİR KARŞILIK VERİR
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yüce ALLAH demiştir ki: ‘Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da… Kim bir günah işlerse bunun cezası kendi kadardır veya affederim.” (Müslim, Zikr, 22)
DÜNYA ALLAH KATINDA DEĞERSİZDİR
Hz. Sehl bin Sa’d anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Eğer dünya ALLAH katında sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi.” (Tirmizi, Zühd, 13)
ALLAH SEVDİĞİ KULUNU DÜNYADAN UZAK TUTAR
Hz. Katade bin Nu’man anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “ALLAH bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.” (Tirmizi, Tıbb, 1)
AÇIKLAMA: Bu, mutlaka o kulun yoksul biri haline getirileceğini göstermez. Varlıklı da olsa, dünyaya ait maddi ve geçici değerler o kişinin gözünde önemli sayılmaz. Hayatını onların üzerine kurmaz. Suyun yasaklanmasına gelince, o dönemde Araplar suyun hastalara zararlı olduğuna inanıyorlardı.
ALLAH’IN RAHMETİ VE CEHENNEM
Hz. Enes anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yüce ALLAH şöyle seslenir: ‘Beni bir gün zikreden ya da herhangi bir yerde Benden korkan kimseyi ateşten çıkarın!” (Tirmizi, Cehennem, 9)
AÇIKLAMA: Bu durum, dünyadan imanla ayrılmış ve Cehennem’e de Mü’min olarak gitmiş kimse için söz konusudur.
ALLAH’IN EN CÖMERT OLDUĞU ZAMAN
Hz. Muaz bin Cebel anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Akşamdan (abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp ALLAH’tan dünya ve ahiret için hayır isteyen hiç kimse yoktur ki ALLAH dilediğini vermesin.” (Ebu Davud, Edeb, 105)
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri girince (rahmetiyle) dünya semasına iner ve: ‘Kim Bana dua ediyorsa, ona cevap vereyim. Kim Benden bir şey istiyorsa onu vereyim. Kim Benden bağışlanma diliyorsa onu bağışlayayım’ der.” (Buhari, Tevhid, 35)
GERÇEK İHSAN: KULLUĞUN ÖZÜ, İSLAM TASAVVUFUNUN TEMELİ…
Cebrail (ALLAH’ın Selamı Üzerine…) Hz. Muhammed’e (Ona Binler Selam): “Bana ihsandan haber ver” dedi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : “ALLAH’a, O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da, O seni muhakkak görmektedir” buyurdu. (Müslim, İman, 1/1)
ALLAH’IN RAHMETİ OLMAKSIZIN CENNET İMKANSIZ
Rasulullah (Ona Binler Selam) : “Hiç birinizi ameli Cennet’e sokamaz” buyurunca, yanındakiler: “Sizi de mi?” diye sordular.
Rasulullah (Ona Binler Selam) : “Evet, ALLAH’ın beni kuşatan fazlı ve rahmeti olmazsa beni de.” buyurdu. (Buhari, Rikak, 18)
MÜ’MİNLER ÇEVRELERİNDEKİ KÖTÜLÜKLERDEN SORUMLUDUR
Hz. Ebubekir (ALLAH Ondan Razı Olsun) ALLAH’a hamd ve sena ettikten sonra dedi ki: “Ey insanlar! Muhakkak sizler, şu ayeti okuyorsunuz ama onu, delalet ettiğinden başka hususlara yoruyorsunuz. Yüce ALLAH: ‘Ey iman edenler, siz kendinize bakın! Siz doğru yolu bulduktan sonra, sapkınlığa düşenler size zarar veremezler’ buyurmaktadır. Ancak ben, Rasulullah’ın şöyle dediğini de duydum: ‘Bir milletin içinde günahlar işlenir de, insanlar bu durumu değiştirmeye güçleri yettiği halde değiştirmezlerse ALLAH, çok kısa bir zamanda ilahi cezayı hepsine birden verir.” (Tirmizi, Tefsir, 6/3059)
Rasulullah (Ona Binler Selam) şöyle buyurdu: “Bir adam, bir topluluğun içinde bulunur, orada günah işler de insanlar, onun bu halini değiştirmeye muktedir oldukları halde değiştirmezlerse, ALLAH, onları daha ölmeden ilahi cezaya uğratır.” (Ebu Davud, Melahim, 17/4339)
Rasulullah (Ona Binler Selam) : “Hayatım elimde olan ALLAH’a yemin ederim ki, siz ya iyiliği emredip kötülüğü engellersiniz ya da ALLAH’ın yakında size göndereceği cezayı görürsünüz. Sonra O’na dua edersiniz, ama O duanızı kabul etmez” (Tirmizi, Fiten, 9/2169)
ALLAH İLE BAĞLANTILI OLMAYAN İYİLİKLER FAYDA VERMEZ
Hz. Aişe (ALLAH Ondan Razı Olsun) Rasulullah’a (Ona Binler Selam) şöyle dedi: “Ey ALLAH’ın Rasulü, İbn Cud’an, cahiliye döneminde akrabasına sahip çıkıyor, yoksullara yediriyordu. Bu yaptıkları ona fayda verecek mi?’
Rasulullah (Ona Binler Selam) : ‘Ona fayda vermez. Çünkü o, bir gün bile: ‘Ya Rabbi, Kıyamet Günü hatalarımı bağışla’ demedi, buyurdu.” (İbnu’l-Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 2/232)
ALLAH GÜNAHLARI İÇİN BAĞIŞLANMA DİLEYENE AZAP ETMEZ
Rasulullah (Ona Binler Selam) şöyle buyurdu: “ALLAH bana ümmetim hakkında iki şeyi garanti etti:
- Sen onların içindeyken ALLAH onlara azap etmez.
- Onlar istiğfar ederlerken de ALLAH kendilerine azap etmez. Ben ahirete göçüp gidince, onlara, Kıyamet’e kadar geçerli kalmak üzere istiğfarı bırakacağım” (Tirmizi, Tefsir, 9/3082)
CİHAD’IN MÜ’MİNLERE KAZANDIRDIKLARI
Rasulullah (Ona Binler Selam) : “Yüce ALLAH, tek bir ok sebebiyle üç kişiyi Cennet’e sokar: Onu hayır ve sevap niyetiyle yapan ustayı, onu atanı ve onu
taşıyanı” (Ebu Davud, Cihad, 24/2513)
ALLAH KATINDA ÜÇ EN BÜYÜK GÜNAH
Abdullah b. Mes’ud (ALLAH Ondan Razı Olsun) Rasulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sordu: “ALLAH katında en büyük günah hangisidir?
-Seni yaratan ALLAH’a ortak koşmandır.
-Bu gerçekten büyük bir günahtır. Sonra hangisidir?
-Yemeğine ortak olacak korkusuyla çocuğunu öldürmendir.
-Sonra hangisidir?
-Komşunun hanımı ile zina etmendir.
Rasulullah’ın bu sözlerini tasdik için, ‘Rahman’ın kulları, ALLAH ile beraber başka bir ilaha ibadet etmezler. ALLAH’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler.’ ayeti nazil oldu.” (Buhari, Tefsir, 2/3)
ALLAH’IN DOSTU KİMDİR?
Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu: “Kur’an ehli ALLAH’ın ehli ve dostlarıdır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned-3, 128/242)
KULUN TEVBESİ, ALLAH’IN SEVİNCİ
Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu: “Muhakkak ki ALLAH, Mü’min kulunun tevbesiyle ıssız ve tehlikeli bir çölde yiyeceğini ve içeceğini yüklediği devesi ile seyahat ederken (yorgunluktan) başını yere koyup uyuyan, uyandığında devesinin gittiğini gören, onu arayıp bulamayan, sonunda sıcaktan ve susuzluktan bunalan, ‘bari mola yerine döneyim’ diyen ve ölmek için kolunun üzerine yatan, uyandığında da üzerindeki yiyeceği ve içeceği ile birlikte devesini yanında gören insandan daha çok sevinir. Gerçekten Yüce ALLAH, Mü’min bir kulunun tevbesiyle bu insanın devesine ve azığına kavuştuğunda sevindiğinden daha çok sevinir.” (Buhari, Daavat, 4)
AÇIKLAMA: ALLAH’ın sevinmesi, mecazi anlamdadır. Her çeşit insani nitelikten uzaktır. Mahiyeti tam olarak bilinemez. Rasulullah, bu benzetmeyle çölde yaşayan insanlara maksadını en iyi biçimde anlatmayı hedeflemiş ve gerçekleştirmiştir.
TEVBENİN KABUL EDİLECEĞİ SON AN
Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu: “Her kim güneş batıdan doğmadan (kıyamet kopmadan) tevbe ederse, ALLAH onun tevbesini kabul eder.” (Müslim, Zikir, 12/43)
“Can boğaza dayanmadıkça ALLAH kulun tevbesini kabul eder.”(Tirmizi, Daavat, 99/3537)
CİHAD-İMAN BAĞLANTISI
Rasulullah (Ona Binler Selam) : “Üzerinde hiçbir cihad eseri bulunmadan ALLAH’a kavuşan, imanı delikli olduğu halde ALLAH’ın huzuruna çıkmış olur.” (İbnu’l-Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 4/1044)
CİHAD DUASI
Rasulullah (Ona Binler Selam) savaşa giderken şöyle dua ederdi: “ALLAH’ım yardımcım ve dayanağım Sensin. Gücümü Senden alıyor, Senin (yardımınla) düşmana saldırıyor ve Senin (desteğinle) savaşıyorum.” (İbnu’l Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 4/1049)
CİHAD ALLAH’IN KELAMI İÇİN YAPILIR
“Rasulullah’a (Ona Binler Selam) kahramanlık yapmış olmak için savaşan insanla, kabilesinin şerefi için savaşan insanın durumu soruldu: ‘Bunlardan hangisi ALLAH yolundadır?’
-‘Sadece ALLAH’ın kelamı (sözü, emri, Kur’an) hakim olsun diye çarpışan…” (İbnu’l-Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 4/1063)
CİHADA NEFSANİ AMAÇLAR KARIŞTIRILAMAZ
“Bir adam Rasulullah’a (Ona Binler Selam) şöyle dedi: ‘Ey ALLAH’ın Rasulü, bir adam ALLAH yolunda cihad etmek istiyor, ama bu arada dünyevi bir menfaat da arzuluyor?’
-‘Onun sevabı yoktur!’
İnsanlar bu cevabı ağır buldular ve soruyu sorana: ‘Rasulullah’a tekrar sor, belki ona iyi anlatamadın’ dediler. Adam soruyu tekrar sordu: ‘Ey ALLAH’ın Rasulü, bir adam ALLAH yolunda cihad etmek istiyor, ama bu arada dünyevi bir menfaat da arzuluyor?’
-‘Onun sevabı yoktur!’
İnsanlar adama yine: ‘Hz. Peygamber’e tekrar sor’ dediler. Adam üçüncü defa sordu, Rasulullah (Ona Binler Selam) yine: ‘Onun ecri yoktur’ buyurdu.” (İbnu’l Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 4/1064)
“Abdullah b. Amr b. As anlatıyor: Dedim ki: ‘Ey ALLAH’ın Rasulü, bana cihad ve gazadan haber ver!’
-‘Ey Amr’ın oğlu Abdullah! Eğer sen sabrederek ve sevabını umarak savaşırsan, ALLAH seni (kıyamette) sabreden ve sevap bekleyen kişi olarak diriltilir. Eğer riya ve övünmek için savaşırsan, o zaman ALLAH seni riyakar ve böbürlenen biri olarak diriltir. Ey Amr’ın oğlu Abdullah, hangi halde savaşır ya da öldürülürsen, ALLAH seni o halde diriltir.” (İbnu’l-Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 4/1065)
“Bedevilerden biri Hz. Peygamber’in yanına geldi, ona iman ve biat etti. Sonra da: ‘Hicret edip senin yanına geldim’ dedi. Sonra bir savaş çıktı. Rasulullah (Ona Binler Selam) aldığı ganimetleri taksim etti. Bedeviye de bir hisse ayırdı. Ona ayırdığı hisseyi, onun arkadaşına verdi çünkü o, ashabın develerini otlatıyordu. Dönüşte hisseyi kendisine verdiler: ‘Bu nedir?’ dedi. ‘Bir hisse, Rasulullah bunu sana ayırdı’, dediler.
Adam onu aldı ve Rasulullah’a gelip şöyle dedi: ‘Bu nedir?’
-‘Sana ayırdığım hisse’
-‘Ben sana bunu için biat etmedim. Ben, -boğazını göstererek- buradan bir okla ölmek ve Cennet’e girmek için sana uydum.’
-‘Eğer sen gerçekten doğru söylüyorsan, ALLAH sana istediğini verecektir.’
Aradan bir süre geçti. Sahabiler düşmanla savaşa gittiler. Kısa bir süre sonra o bedevinin cenazesi Rasulullah’ın (Ona Binler Selam) huzuruna getirildi. Tam işaret ettiği yerden bir okla şehit olmuştu.
Rasulullah sordu: ‘Bu o mu?’
-‘Evet’ dediler.
Rasulullah: ‘Adam doğruyu söyledi, ALLAH da onu doğruladı’ buyurdu.
Sonra onu kendi cübbesi ile kefenledi, cenazeyi öne koydu ve namazını kıldı. Namazda ondan şu sözler duyuldu:
-‘ALLAH’ım, bu Senin kulundur. Senin yolunda hicret niyetiyle (yurdundan) çıktı. Şehit edildi. Ben, buna şahitlik ediyorum.” (İbnu’l Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usul, 4/1070)
CİHADDA DÜNYA VE AHİRET KAZANCI DENGESİ
Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu: “ALLAH yolunda savaşıp selametle geri dönen (ganimetten) nasibini alan her ordu ya da birlik, mükafatlarının üçte ikisini dünyada almış sayılırlar. Bunu başaramayan, korkulu günler yaşayan ve musibetlere uğrayan bir ordu ya da birlik ise mükafatlarını (ahirette) tam olarak alırlar.” (İbnu’l Esir el-Cezeri, Camiu’l-Usül, 4/1105)
EN ÖNEMLİ DUALAR FARZ NAMAZLARDAN SONRA…
Kul, Rabbinden isteyeceklerini farz namazın selamından hemen sonra, dünyaya ait bir şey yapmadan ve söylemeden istemeli. Sahabenin alimlerinden, Efendimiz’in (O’na Binler Selam): “Onun okuması tıpkı Cebrail’in (ALLAH’ın Selamı Üzerine) okuması gibi” dediği ve en çok beğendiği Kur’an okuyucusu Abdullah bin Mes’ud (ALLAH O’ndan Razı Olsun) : “Dileklerinizi farz namazların üzerine yazın” diyor. (M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 3, 498)
DOĞRU TEVEKKÜL VE SEBEPLERİN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEK
Hace Muhammed Bakibillah (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Tevekkül, sebebe yapışmayıp, tembel oturmak değildir. Çünkü böyle olmak, Yüce ALLAH’a karşı edepsizlik olur. Müslümanın meşru olan bir sebebe yapışması lazımdır. Sebebe yapıştıktan ve çalışmağa başladıktan sonra tevekkül edilir. Yani istenilen şey, bunun hasıl olmasına sebep olan şeyden beklenilmez. Çünkü Yüce ALLAH sebebi, istenilen şeye kavuşmak için, bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin hasıl olmasına sebep olan işi yapmayıp da, sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeye benzer ki, edepsizlik olur. Yüce ALLAH, ihtiyaçlarımıza kavuşmak için kapıyı yaratmış ve açık bırakmıştır. Onu kapamamız doğru değildir. Bizim vazifemiz kapıya gidip beklemektir. Sonrasını O bilir. Çoğu zaman kapıdan gönderir. Dilediği zaman da pencereden atarak verir. (Haz: Abdülkadir Dedeoğlu, Altun Silsile, 378)
ALLAH SEVGİSİ’NİN ALAMETİ
Sehl bin Abdullah (ALLAH O’ndan Razı Olsun): ALLAH sevgisinin alameti, Kur’an sevgisidir. Kur’an sevgisinin alameti ise, Peygamber (O’na Binler Selam) sevgisidir. Peygamber sevgisinin alameti de Sünnet sevgisidir. ALLAH, Kur’an, Peygamber ve Sünnet sevgisinin alameti ise, ahiret sevgisidir. Ahiret sevgisinin alameti ise, kulun kendini sevmesidir. Kulun kendini sevmesinin alameti ise dünyaya soğuk bakmasıdır. Dünyaya soğuk bakmasının alameti ise, ondan sadece azığını ve zaruri olan kadarını almasıdır. (Es’ad Sahmerani, Tasavvuf: Menşei ve Istılahları, 110)
GÜNAHTAN DA BÜYÜK
Abdullah bin Abbas (ALLAH O’ndan Razı Olsun) günahtan da büyük günahları sayıyor: Ey günah işleyen kimse! İşlediğin günahın kötü sonucundan emin olma. İşlenen hiçbir günah yoktur ki, ardından daha büyüğü onu takip etmiş olmasın. Zira senin günah işlerken sağında ve solunda duran meleklerden utanç duymaman, işlediğin günahtan daha büyüktür.
(…)
Bir günahı işlediğin zaman ondan sevinç duyman, o günahtan daha büyüktür.
Fırsatı kaçırıp işleyemediğin bir günah için üzüntü duyman, o günahtan daha büyüktür.
Günahı işlerken ALLAH’ın seni gördüğünden dolayı kalbin ürpermediği halde, rüzgârın kapı perdesini kaldırmasından korkman, işlediğin günahtan daha büyüktür. (M. Yusuf Kahdehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 4, 353)

EN BÜYÜK TEHLİKE: AFTAN ÜMİDİNİ KESMEK
Biri, sahabeden Bera bin Malik’e (ALLAH O’ndan Razı Olsun) sordu: “Ey Ebu Amare! Yüce ALLAH: ‘Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın’ (2/Bakara: 195) buyuruyor. En büyük tehlike, kişinin düşmanla karşılaşıp, şehid düşünceye kadar onunla savaşması mıdır?”
Hz. Bera (ALLAH O’ndan Razı Olsun) cevap verdi: “Hayır! En büyük tehlike, insanın günah işledikten sonra, ‘artık ALLAH beni affetmez’ demesidir.” (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 4, 73)
YANLIŞ TEVEKKÜL ANLAYIŞI
Rasulullah (O’na Binler Selam) şöyle buyurdu: Şu üç kimseyi ALLAH sevmez: Virane bir evde konaklayan adam. Yolun ortasında oturan kişi. Hayvanını salıp, onu koruması için ALLAH’a dua eden kişi. (İbn Hacer el-Askalani, Sahabe-i Kiram Ansiklopedisi, 3, 731)
Açıklama: Virane evde konaklayan, ölüm tehlikesine maruzdur. Yolun ortasında oturan ise yolcuları rahatsız eder.
GÜNAHA KARŞI EN ETKİN ÖNLEM, İHLAS’TIR
Hz. Yusuf (ALLAH’ın Selamı Üzerine) ayette sözü edilen kadına karşı içten duyduğu arzuyu, ALLAH için terketmiştir. Bu nedenle Cenab-ı Hakk da onun bu ihlası için kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmiştir. Bu, ancak günaha götüren unsur mevcut olduğu zaman olur ki, burada o unsur ‘günaha karşı arzu duygusu’dur (heva). Onun karşıtı ise, kalbin ALLAH adına günahtan yüz çevirmesini gerekli kılan ‘ihlas’tır. (İbn Teymiyye, Dua ve Tevhid, 96)
KELİME-İ TEVHİD’İ SÖYLEYEN CENNET’E GİRER AMA…
Zeyd bin Erkam (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Rasulullah (Ona Binler Selam), kim içten gelerek (ihlas ile), “La ilahe illALLAH derse Cennet’e girer”, buyurdu. O’na:
“Bunu içtenlikle söylemek nasıldır?” diye sordular.
“Bu kelime, söyleyen kimseyi günahlardan alıkoyarsa, o kimse onu içtenlikle söylemiştir.” diye cevap verdi. (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 4, 36)
YANLIŞ TEVEKKÜL ANLAYIŞI
Kazara kuyuya düşüp de ALLAH’a tevekkül ediyorum düşüncesiyle, insanlara ses etmeyen bir adam hakkında Ebu’l-Ferec el-Cevzi (ALLAH O’ndan Razı Olsun) der ki: Bu adamın böyle bir durumda nefsine karşı yardımcı olması iddiasıyla tevekkül diyerek, sesini çıkarmaması helal değildir. Eğer tevekkülün anlamını iyice kavramış olsaydı, böyle bir durumda yardım ve imdat istemenin tevekküle aykırı olmadığını bilecekti. Nitekim Rasulullah (Ona Binler Selam) Mekke’den çıkışını saklı tutmakla, bir klavuzu kiralamakla ve bu işi gizlemesini isteyip mağarada gizlenmekle, kendilerine yetiştiği sırada Süraka’ya: ‘Bizim bu durumumuzu gizle, kimseye bir şey söyleme’ demekle tevekkülün dışına çıkmamıştı. Buna göre yasak bir işi yapmakla, şer’an övülen tevekkül derecesine ulaşılamaz. Kuyuya düşen bu adamın bu şekilde susması ona yasaktır. Bunu şöyle açıklayalım: Şanı Yüce ALLAH, Ademoğlu’na, kendisine gelecek zararları bertaraf edecek ve yine kendisi vasıtasıyla fayda sağlayacağı bir araç yaratmıştır. Bir kimse tevekkül iddiasıyla ALLAH’ın yarattığı bu aracı işletmeyecek olursa, elbette bu, tevekkülü bilmemek olur, tevazu hikmetini reddetmek olur. Çünkü tevekkül, kalbin Yüce ALLAH’a güvenip dayanmasıdır. Yoksa sebepleri kestirip atmak tevekkül için zorunlu bir şey değildir. Bir kimse acıkıp ölünceye kadar başkalarından yardım istemeyecek olursa, Cehennem’e gider. Bunu, Süfyan es-Sevri (ALLAH O’ndan Razı Olsun) ve başkaları söylemiştir. Çünkü Yüce ALLAH esenlik yolunu da göstermiştir. Bir kimse bu esenlik yolunu tutmayıp oturacak olursa, kendi aleyhine şeytana destek vermiş olur. (İmam Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 9, 467)
DÜNYANIN SAKINILMASI GEREKEN YÜZÜ
Rasulullah (O’na Binler Selam): ALLAH’ım! Ahiret hayatını önleyen dünyadan Sana sığınırım. (İbn Hacer el-Askalani, Sahabe-i Kiran Ansiklopedisi, 1, 597)
ASIL KORKULMASI GEREKEN
Said bin Amir, Hz. Ömer’e (ALLAH Hepsinden Razı olsun) : “Ey Ömer, sana bir tavsiyede bulunmak istiyorum.” dedi.
Hz. Ömer: “Evet, ben de isterim.” diye cevap verdi.
Said bin Amir, şöyle devam etti: “İnsanlar hakkında ALLAH’tan kork. Fakat ALLAH hakkında insanlardan korkma.” (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 2, 230)
Açıklama: İnsanlara zulmedip onların haklarına girmen ihtimalini düşünerek ALLAH’tan kork; fakat ALLAH’ın emrinin ve/veya rızasının gereğini yerine getirdiğin takdirde insanlardan bir kötülük görebileceğin ihtimalinden korkma.
ALLAH’I ZİKRETMEDE EN DEĞERLİ ORTAM
Abdullah bin Mesud (ALLAH O’ndan Razı Olsun) rivayet etti: “Gafiller arasında ALLAH’ı zikreden, (savaştan) kaçanların yanında (kaçmayıp) sabreden gibidir.” (Edisyon, ALLAH Dostları, 4, 190)
ALLAH DOSTLUĞU VE RIZASI ÇİFT TARAFLIDIR
Kur’an’da birçok ayet, rızanın tek taraflı değil, çift taraflı bir eylem olduğunun kanıtıdır:
“ALLAH onlardan razı olmuştur. Onlar da ALLAH’tan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.” (5/Maide: 119)
“Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce uyanlar var ya, ALLAH onlardan, onlar da ALLAH’tan razıdırlar.” (9/Tevbe: 100)
KULLUKTA SON NOKTA: İÇ-DIŞ BÜTÜNLÜĞÜ
Mutarrif bin Abdullah (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Kulun gizlisi ve açığı aynı olunca, ALLAH: “İşte! Benim gerçek kulum budur!” der. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 49)
ALLAH SEVGİSİ İÇİN SIRLI BİR FORMÜL
İsmail Hakkı Toprak (ALLAH O’ndan Razı olsun): “Siz birbirinizi ALLAH için severseniz, gayretullah zuhur eder, ALLAH hepinizi sever.” (Edisyon, ALLAH Dostları, 10, 160)
ASIL KORKULMASI GEREKEN YA DA TAKVA
Ömer Tuğrul İnançer’in (ALLAH O’ndan Razı Olsun) deyimiyle Tasavvuf’un takva anlayışı: “ALLAH’ın rızasını kazanamamaktan korkma”dır. (Robert Frager, Aşktır Asıl Şarap, 9)

TAKVA’NIN TEMEL ANLAMI
Bekir Topaloğlu (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Takva’nın asıl manası: “Endişe edilen şeyden nefsi korumaktır.” “ALLAH’a karşı takva sahibi olun” gibi ifadelerle takva kavramının ALLAH’a dayandırılması, hiçbir zaman bizzat korkunç ve tehlikeli bir şeyden korkmak anlamına gelmez. Böyle olsaydı takva sahiplerinin O’na en yakın olan değil, O’ndan en uzak bulunanlar olması gerekirdi. O halde takva, ALLAH sevgisine engel olacak şeylerden nefsi korumaktan ibarettir. Buna göre takva, ALLAH ile kul arasındaki sevgi ve dostluğun oluşması ve devam etmesi esasına bağlıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “ALLAH ise takva sahiplerinin dostudur.” (45/Casiye: 19) ve “Onun (Kâbe’nin) dostları ancak muttakilerdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmez.” (8/Enfal: 34) denilmektedir. Yunus Suresi’nde (62-64. ayetler) iman ve takva sahibi diye nitelendirilen ALLAH dostları (evliya) için korku ve üzüntünün bahis konusu olmadığı, dünya hayatında da ahirette de müjdeye ve sevince onların hak kazandığı ifade edilmiştir. Fussilet Suresi’nde de (30-31. ayetler) iman ve istikamet sahibi olanlar için benzer ifadeler kullanılmakta ve meleklerin hem dünyada hem de ahirette kendilerinin dostu olduğu haber verilmektedir. Bütün bunlar İslam literatüründeki takva teriminin korkudan çok saygıyı ifade ettiğini göstermektedir. (Bekir Topaloğlu, DİA, 1, 486)
KAPININ KAPANDIĞINI GÖSTEREN ÜÇ İŞARET
İbrahim bin Edhem (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Her kim üç yerde, içinde huzur bulamıyorsa bu durum, onun yüzüne kapıyı kapatmış olduklarının (yani ALLAH’ın artık ona rahmet gözüyle bakmadığının) işaretidir: İlki Kur’an okurken, ikincisi zikir yaparken, üçüncüsü namaz kılarken. (Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 1, 133)
ALLAH’IN KULLARINI SEVMESİ NE DEMEKTİR?
ALLAH’ın kullarını sevmesi, onlar için hayır ve sevap dilemesidir. (Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, 1, 450)
ALLAH KARŞISINDA GAFLET İÇİNDE OLMAK… ÖYLE BÜYÜK BİR TEHLİKE Kİ…
İmam Gazali (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Günahlara dalmışsın. Eğer “ALLAH beni görmüyor” inancındaysan o zaman imansızsın; yok eğer seni gördüğüne inanıyorsan o zaman cür’etkâr ve hayâsızsın. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 42)
ALLAH DOSTUNUN ÜÇ ÖZELLİĞİ
Yahya bin Muaz (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Evliyanın sıfatı üçtür: Her şeyde ALLAH’a güvenmek, her şeyde O’na muhtaç olmak ve her şeyden O’na dönmek. (İmam Nesefi, Nesefi Tefsiri, 1, 78)
EN ÖNEMLİ ŞEY: ALLAH’I ZİKİR
Sabit el-Bünani (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Bana ulaşan rivayetlere göre, bir topluluk oturur, uzun uzun konuşurlar da, ALLAH’tan hiç söz etmeksizin kalkarlarsa, melekler şöyle der: “Zavallılar! En önemli şeyi unuttular.” (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 149)
ALLAHI SEVEN SEVDİĞİNİ KANITLAR
Malik bin Dinar (ALLAH O’ndan Razı Olsun): ALLAH’ı seven gönül, ALLAH için dikilmeyi, ayakta kalmayı, zorluklara katlanmayı da sever. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 172)
SIDK NEDİR?
Cüneyd-i Bağdadi (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Şeriat ilminin yerine getirilmesini gerekli kıldığı hükümleri, çarpıtıp işine geldiği gibi yorumlama yoluna asla gitmeden, nefsin rahat etme arzusuna kulak asmadan, harfiyyen ve fazlasıyla yapmak, sıdktır. (Süleyman Ateş, İşari Tefsir Okulu, 79)
SABAH NAMAZININ HAYATİ ÖNEMİ
Hz. Muhammed (O’na Binler Selam) buyurdu ki: Kim sabah namazını kılarsa, o, ALLAH’ın teminatı altındadır. ALLAH (Şanı En Yüce), senden teminatının karşılığında hiçbir şey istemez. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 210)
DÜNYADA EN ZOR, AHİRETTE EN DEĞERLİ
İbrahim bin Edhem (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Bugün sana en ağır gelen amel hangisi ise, yarın terazide en ağır basacak olan odur. (Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 1, 133)
SADECE ALLAH’A YÖNELMEK
Abdüsselam bin Beşiş (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Tek bir kapıya, sana tüm kapıları açacak kapıya yapış! Tek bir efendiye, tüm başları senin önünde eğecek efendiye boyun eğ! (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 99)
ALLAH’I ZİKRETMENİN DERECESİ
ALLAH’ın Kulu ve Rasulü Hz. Muhammed (O’na Binler Selam): ALLAH’ı öyle zikredin ki, münafıklar sizin için, “siz gösteriş yapıyorsunuz” desinler. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 120)
SIKINTIYA DÜŞEN ALLAH’IN YARDIMINA SIĞINMALI… AMA NASIL?
Bil ki, Mü’min bir kimsenin başına bir sıkıntı ve bela geldiğinde, şu hususları görüp gözetmelidir:
a) Onun, ALLAH’ın kaderine razı olması, gerek kalbi, gerek diliyle buna isyan etmemesi gerekir. (…)
b) O kimsenin sıkıntı sırasında dua edeceğine, ALLAH’ın zikri ve senasıyla meşgul olması daha üstündür. Çünkü Cenab-ı Hakk, kudsi hadisinde: ‘Her kim, Beni anmaktan, Benden bir şey istemeye fırsat bulamazsa, Ben ona, Benden isteyenlere verdiğimden daha güzelini ve üstününü veririm.’ (Tirmizi, 25, 5, 184) buyurmuştur.
Bir de, ALLAH’ı zikirle meşgul olmak, hak ile meşgul olmaktır. Dua ile meşgul olmak ise, nefsin hissesini istemekle meşgul olmaktır. Birincisinin daha üstün olduğunda şüphe yoktur. Sonra, dua etmesi halinde sıkıntının giderilmesinin, kendisinin dini hayatı bakımından hayırlı olması şartına bağlanması gerekir. Netice olarak diyebiliriz ki: Ona göre dinin dünyaya tercih edilmesi, üstün tutulması gerekir.
c) Cenab-ı Hak, o kimseden belayı giderdiğinde, onun, bütün gücüyle şükretmesi; bollukta ve sıkıntıda, darlık ve genişlik zamanlarında, bu şükürden uzak bulunmaması gerekir ki, işte belanın geldiği zamanda tutulacak en doğru yol budur.
Burada sözünü ettiklerimizden daha üstün olan başka bir makam daha bulunmaktadır ki o da, tahkik ehlinin şu sözüdür: Bir nimet elde ettiğinde, o nimeti verenle değil de, nimetle meşgul olan herkes, bela ve sıkıntı sırasında, o belaya uğratanla değil, bela ile meşgul olur. Bu gibi kimseler de, devamlı olarak bir bela içindedirler. Bela sırasında, onun bir bela içinde bulunduğunda şüphe yoktur. Ama nimetlerin elde edilmesi sırasında onun, o nimetlerin yok olmasına dair duyduğu endişeler, bela çeşitlerinin en kuvvetlisi olur. Böylece, her ne zaman nimet, daha mükemmel, daha leziz, daha güçlü ve daha üstün olursa, onun kaybedilme korkusu da, eziyet yönünden o oranda şiddetli; ürküntü verme yönünden de o oranda güçlü olur. Böylece, nimetle meşgul olan kimsenin, devamlı olarak belanın derinliklerinde bulunacağı sabit olur.
Ama nimet verildiği zaman, nimet verenle meşgul olan kimseye gelince, onun, bela isabet ettiği zaman da kendisine o belayı verenle meşgul olması gerekir. Nimet verenle, belaya uğratan aynı olunca, o kimsenin bakışları devamlı olarak aynı gayeye, aynı hedefe yönelik olur. Halbuki onun hedefi de, değişmekten münezzeh, dönüşmekten uzak olur. Kim böyle olursa, bela ve nimet geldiği zamanlarda, mutluluklar deryasına dalmış ve nihai mükemmelliklere ulaşmış olur. (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 12, 318)

ALLAH’I BİLMEDE TEMEL ÖLÇÜ
İbrahim el-Kassar (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Marifetullah (ALLAH’ı Bilme), Yüce Rabb’i tüm kuruntulardan ve benzetmelerden ayrı olarak düşünmektir. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 424)
EN ÜSTÜN ZİKİR
Meymun bin Mihran (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Zikrin iki kısım olduğu söylenirdi. Birincisi dil ile ALLAH’ı zikretmek. Bundan daha üstün olanı ise, günahı işlemeden önce ALLAH’ı hatırlayıp, vazgeçmektir. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 413)
KUL İÇİN EN BÜYÜK HEDEF: O’NUN RIZASI
Rebi bin Ebi Raşid (ALLAH O’ndan Razı Olsun): ALLAH’tan sadece rızasını isteyen, öylesine büyük bir şey talep etmiştir ki! (Edisyon, ALLAH Dostları, 4, 215)
İBADETLERİ GİZLİ ŞİRKTEN KORUMAK
Hz. Ali (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Salih amel, işlediğin zaman ALLAH’tan başka hiç kimsenin seni övmesini istemediğin, övgü ve ecrini sadece ALLAH’tan umduğun ameldir. (Edisyon, ALLAH Dostları, 2, 436)
ZİKRULLAHTA ÇİFT BOYUT
“Zikrullah” terkibi, hem ALLAH’ı zikretmeyi hem de ALLAH’ın zikretmesini ifade ederek çift yönlü bir anlam taşır. Yani hem ALLAH’ın kullarını anmasına, hem de kullar tarafından anılmasına işaret eder.
NAMAZA DEVAM EDEN İSTEDİĞİNE ERER
Abdullah bin Mesud (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Namaz kıldığın sürece Melik olan (ALLAH)ın kapısını aşındırırsın. Kim Melik’in kapısını döğerse, kapı açılır (duası kabul edilir). (Edisyon, ALLAH Dostları, 1, 273)
“EY İMAN EDENLER…” ŞEKLİNDE BAŞLAYAN AYETLER KARŞISINDA ALINMASI GEREKEN TAVIR
Abdullah bin Mesud (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Eğer gücün yeterse, ALLAH’ın indirdiği ayeti hemen ezberle. “Ey iman edenler…” sözünü duyar duymaz, onu hıfzet. Çünkü bu ayetler, ya yapılması gereken hayırlı bir işi anlatır ya da yasaklanan şerli bir işi. (Edisyon, ALLAH Dostları, 1, 273)
ZİKİRDE NİCELİK DEĞİL, NİTELİK
Bahaüddin Nakşbend (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Zikirden maksat Kelime-i Tevhid’in gerçeğine erişmektir. Bu sözün de gerçeği, okunduğunda ALLAH’tan başka her varlığın (masiva) tamamen yok olmasıdır; yoksa çok çok söylemek şart değildir. (Abdurrahman Camii, Nefahatü’l-Üns, 533)
GÜNAHLARDA HELAK ETME ÇİZGİSİ
“Lut’u da gönderdik. Halkına dedi ki: ‘Siz, sizden önceki milletlerden hiç birinin yapmadığı bir fuhşu mu yapıyorsunuz? Siz, kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz ha! Doğrusu siz, haddi aşan bir halksınız.’ Halkının cevabı: ‘Çıkarın bu adamları memleketinizden, çünkü bunlar çok temiz insanlarmış.’ oldu.” (7/A’raf: 80-82)
Yukarıdaki ayetlerde Lut kavminin ahlaksızlığı, iğrençliği ve çirkinliği ortaya konmuştur. Bu kavim sadece doğal yollardan ayrılmamış, aynı zamanda bu kötülüğe öylesine alışmıştı ki, bütün ilgisi ve zevki bu kötü fiile bağlanmış kalmıştı. Doğal yoldan tamamıyla ayrılmış, bu tarafa tenezzül bile etmiyordu. Utanmazlıkları o kadar artmıştı ki, bu doğal yolun kendileri için tamamen kapalı olduğunu söylemekten de çekinmiyorlardı. Gerçek şu ki, bu, ahlaksızlığın son haddiydi. Sadece nefsinin zaafı yüzünden haram iş yapan bir kişinin durumu farklıdır. Zira, o bir yanlışlık yapıyor ve bu yanlışlığını düzeltmek için çaba harcıyor. O daima helal şeyler yapmaya, haramdan kaçmaya çalışıyor. Böyle bir kişi doğru yola gelebilir ve günahı affedilebilir. Fakat bir kişinin bütün düşüncesi ve hatta yaşantısı harama dayanır ve helalin kendisi için uygun olmadığını düşünürse, onun insan sayılmasına herhangi bir sebep yoktur. O, bir mikroptur ve ancak lağım suyunda ve bataklıkta yaşayabilir. İnsanlar arasında onun yeri yoktur. Bu tür mikroplar tesadüfen bir ailede doğarsa, bunların haşerat ilacıyla temizlenmesi gerekir. (Seyyid Ebul Ala Mevdudi, Hz. Peygamberin Hayatı, 1, 459)
ALLAH SEVGİSİNİN BELİRTİLERİ
İmam Gazali (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Gerçek sevgi üç şekilde ortaya çıkar:
1- Seven, sevdiğinin sözünü, başkalarının sözüne tercih eder.
2- Seven, sevdiğinin sohbetini başkalarının sohbetine tercih eder.
3- Seven, sevdiğini memnun etmeyi, başkalarını memnun etmeye tercih eder. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 44)
ALLAH ZİKRİNDEN UZAK DURMANIN BEDELİ
“Kim Rahman’ın zikrinden uzak durursa, Biz ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.” (43/Zuhruf: 36)
ALLAH SEVGİSİ, O KİŞİNİN SEVİLMESİNİN YOLUNU AÇAR
İbrahim Dessuki (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Rabb Teala’yı sevip, O’nun sevgisini yayarsan, yerdekiler ve göktekiler sana sevgi besler. Sadece ALLAH’a itaat et ki, yerdekiler ve göktekiler de sana itaat etsin. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 178)
ALLAH’IN EN BÜYÜK NİMETLERİNİ ELDE ETMENİN YOLU VE EDEBİ
Seyyid Kutub (ALLAH O’ndan Razı Olsun): “Sadece şöyle diyorlardı: ‘Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlığımızı bağışla! Ayaklarımızı yolunda sağlam tut ve kâfirler güruhuna karşı bize yardım eyle!” (3/Al-i İmran: 147)
Onlar, bir nimet ve servet istemiyorlar. Ne dünyanın kazancı, ne ahiretin sevabı. ALLAH yolunda savaştıkları zaman, O’na yönelirken çok edepli idiler. O’ndan günahları affedip, ayaklarını sağlam tutup, küffara karşı muzaffer kılınmaktan başka bir şey dilemiyorlar. Hatta zaferi bile kendi nefisleri için değil, kâfirlere ceza olarak küfrün hezimeti için istiyorlardı ki, ALLAH’ın karşısında Mü’minlerin takınması gereken edep budur.
Şu, kendi nefisleri için bir şey istemeyenlere ALLAH, katından her şeyi verdi. Dünyalık isteyenlerin arzu ettikleri her şeyi fazlasıyla verdi. Ahireti isteyenlerin temenni edip, arzu ettikleri şeyleri de onlara ihsan etti.
“ALLAH da onlara hem dünya karşılığını, hem ahiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü ALLAH muhsinleri (görüyormuş gibi ALLAH’a ibadet eden ve iyilik yapan) sever.” (3/Al-i İmran: 148) (Seyyid Kutub, Fi Zılal il Kur’an, 2, 478)
ALLAH’TA HUZUR BULMAK
Ebu Cafer Muhammed Nesevi (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Her kim Yüce ALLAH’tan başkasıyla huzur bulursa, Yüce ALLAH onu terkeder. Her kim Yüce ALLAH ile huzur bulursa, başkalarının huzur bulma yolu ondan geçer. (Abdurrahman Cami, Nefahatü’l-Üns, 366)
ÖLÇÜ, NEFSİN DEĞİL ALLAH’IN İSTEĞİNE UYMAKTIR
Bir derviş, Hace Abdulhalık Gücdüvani’ye (ALLAH O’ndan Razı Olsun) şöyle dedi: “ALLAH, beni Cennet ile Cehennem arasında serbest bıraksa, ben Cehennem’i tercih ederim. Çünkü Cennet, nefsin isteğidir. Ben ise nefsimin arzu ve isteklerine karşı direniyorum.”
Hâce hazretleri buyurdu ki: “Senin düşüncen çarpık ve sakat, çünkü tersten yine nefis kokuyor. Kulun irade ve seçme ile ne işi var? Hakk, bize nereye ‘git’ derse biz oraya gideriz. Neyi ‘yap’ derse onu yaparız. Kulluk ve nefse muhalefet böyle olur.” (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 85)
ALLAH’I BİLME (MARİFETULLAH)’NİN, İNSAN İÇİN OLMAZSA OLMAZ ANLAMI VE DEĞERİ
Fahrüddin er-Razi (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Ben derim ki: Hiç şüphesiz ruhsuz bir cesedde kokuşmalar, irinler, cerahatler ve çeşitli çürümeler meydana gelir. Ona yapılacak en güzel şey, kendisini toprağa gömmektir. Aynı şekilde, akıldan yoksun bir ruhun sahibi de, zincirlenmesi ve hapsedilmesi gereken bir delidir. Dolayısıyla ruha oranla akıl, bedene oranla ruh gibidir. Aynı şekilde ALLAH Bilgisi’nden (Marifetullah), ALLAH’ın sıfatlarının ve O’na itaatin bilgisinden yoksun olan akıl da, boşa gitmiş, yok olmuş gibidir. Bundan dolayı, Tevhid’in ve Marifetullah’ın akla göre durumu, aklın ruha, ruhun da bedene göre durumu gibidir. Böylece Marifetullah ve Muhabbetullah (ALLAH Bilgisi ve ALLAH Sevgisi), ruhun ruhunun ruhudur. Dolayısıyla bu Marifetullah’tan yoksun olan kimse, ölü gibidir. Bundan dolayı, Cenab-ı Hakk, küfürde direnen bu kâfirleri “ölüler” diye isimlendirmiştir. ALLAH en iyi bilendir. (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 9, 409)
ALLAH’I TANIYAN BAŞKALAŞIR
Abdülkadir Deştuti (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Bir kulun gönlünde ALLAH’ın heybeti ve azameti yer edinince, o kul, hiçbir işte zorluk ve keder hissetmez. (Edisyon, ALLAH Dostları, 8, 33)
GÜNAHA FARKLI BAKIŞ
Veysel Karani (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Günahın küçüklüğüne bakma, Kendisine karşı günah işlediğin Zat’ın büyüklüğüne bak! (Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 1, 62)
YAŞAMA DÖNÜŞMEYEN İLİM ANLAMSIZDIR
Muaz bin Cebel (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Eğer ilminizle amel etmezseniz Yüce ALLAH, sizi ilminizle sevaplandırmaz. (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 3, 721)

GERÇEK ŞÜKÜR
Cüneyd-i Bağdadi (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Şükür, ALLAH’ın nimetleriyle ALLAH’a isyan etmemektir. (Edisyon, ALLAH Dostları, 3, 151)
ALLAH DOSTLARI İÇİN ÖNEMLİ BİR ÖLÇÜ
Fudayl bin İyaz (ALLAH O’ndan Razı Olsun): ALLAH’a itaatsizlik ettiğimi, bineğimin ve hizmetçimin bana itaatsizlik etmelerinden anlarım. (Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 1, 122)
HİÇ BİR RIZA O’NUN RIZASININ ÖNÜNE GEÇMEMELİ
Abdülkadir Deştuti (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Ey dost! Sadece ALLAH’a yönel! O’ndan başkasına tam güvenme! Her şey O’nun dilemesi ve izni ile olur. Hiçbir kulun ve yaratılmışın rızasını, ALLAH’ın rızasından önceye alma. (Edisyon, ALLAH Dostları, 8, 33)
ALLAH DOSTU OLMANIN EN KESİN İŞARETİ
Ebu Cafer Ahmed bin Mahdan (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Gerçek anlamda kendini ALLAH’a veren kişinin işareti, karşılaştığı hiçbir şeyin kendisini O’ndan alıkoyamamasıdır. (Abdurrahman Cami, Nefahatü’l-Üns, 312)
SADAKATTE İNSAN-KÖPEK YARIŞI
Hikmet sahibi biri, Vehb bin Münebbih’e (ALLAH O’ndan Razı Olsun) şöyle öğüt verir: “Köpeğin sahibine sadık kaldığı gibi ALLAH’a bağlan. Sahipleri köpeği aç bırakır, döver ve kovarlar. Köpek yine de ısrarla onlara sadık kalır ve sahiplerini korur.” Vehb bin Münebbih, bu öğüdü her hatırlayışında: “Köpeklerin sahiplerine olan sadakati, senin ALLAH’a olan sadakatinden daha kuvvetli ise vay haline!” derdi. (Edisyon, ALLAH Dostları, 3, 98)
MODERNİTEYE AYAK UYDURMAK DEĞİL, ALLAH’IN RIZASINI KAZANMAK
Ebubekir Sıfil (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Modern İslam Düşüncesi için aslolan “murad-ı ilahi” değildir. Bu düşünce için aslolan, Modernitenin taleplerine azami ölçüde cevap veren bir hayat tarzını yakalayabilmek için dinden ne kadar istifade edilebileceğidir.
Tam bu noktada şu ilahi ikaz ile yüz yüze bulunduğumuzu fark etmeliyiz:
“Bazen hoşlanmadığınız bir şey hakkınızda daha hayırlıdır. Ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. ALLAH bilir, siz bilmezsiniz.” (2/Bakara: 216)
Hz. Ali’nin şu hikmetli sözü de bu noktayı dikkatlerimize sunmaktadır:
“İnsanların dünya işlerini yoluna koymak amacıyla dinlerinden terk ettikleri her nokta için ALLAH onların başına, düzeltmek istedikleri o işten daha zararlısını getirir.”
Keza, Abdülmelik bin Mervan’a (Emevi Halifesi) şöyle hitabeden şair de aynı hikmeti yakalamıştır:
“Dünyayı yamamak için parçalarız dini biz,
Sonra ne din kalır elde, ne yama diktiğimiz.” (Ebubekir Sıfil, Çağdaş Dünyada İslami Duruş, 21)
İBADETİN ÜÇ KAYNAĞI
Ali Zeynelabidin bin Ali (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Bir topluluk korkarak ALLAH’a kulluk ederse, bu kölelerin ibadetidir. Başka bir topluluk bir şey istemek için ibadet ederse, bu da tüccarların ibadetidir. Sevgi ve şükürle O’na ibadet edenlerin ibadeti ise hür kimselerin ibadetidir. (Abdülhamid Cude es-Sahhar, Ömer bin Abdülaziz, 42)
ALLAH’IN RIZASINA KİLİTLENME… KULLUĞUN TEMELİ
Vaktiyle bir adam, bir bilge krala gidip, baştan çıkmaya nasıl karşı koyacağını sordu.
Kral, adama, ağzına kadar yağla dolu bir fıçı verilmesini emretti. Adam bu fıçıyı şehrin bir kapısından öteki kapısına kadar bir damla yağ dökmeden taşıyacaktı.
“Eğer tek bir damla dökersen, başın kesilecek!” dedi kral.
Adamın yanına yalın kılıç iki koruyucu verdi. Bir damla yağ dökecek olsa, adamın kellesini anında uçuracaklardı.
Bir Pazar günüydü… Şehrin her yanı satıcı tezgahlarıyla, insanlarla doluydu. Adam fıçıyı yüklenerek dikkatlice yürüdü. Hem de ne dikkat! Bir damla yağ dökülmedi…
İki koruyucuyla birlikte saraya geri geldiğinde, bilge kral, adama:
“Peki, şehirde ne var ne yok?” diye sordu.
“Hiçbir şey görmedim, efendim!” dedi adam, “Aklım, fikrim yağdaydı!”
Bu cevap üzerine bilge kral gülümsedi:
“Şimdi baştan çıkmamanın çaresini buldun işte!” dedi. “ALLAH’ın rızasına, fıçıdaki yağa baktığın dikkatle bak. O zaman hiçbir şey seni baştan çıkaramaz.” (Ali Ferşadoğlu, İman Esaslarının İspatı, 12)
İBN SİNA’YA GÖRE SIDDİK
İbn Sina (ALLAH O’ndan Razı Olsun): Sıddik’ler, O’nun varlığına kanıt arayanlar değil, her şeye O’nun varlığını kanıt getirenlerdir. (İlhan Kutluer, İbn Sina Ontolojisinde Zorunlu Varlık, 187)
ASIL CAHİL, ALLAH’I TANIMAYANDIR
Süfyan-ı Sevri’ye (ALLAH O’ndan Razı Olsun): “Cahil kimdir?” diye sorulunca, o şöyle cevap verdi: “Cahil, ihtiyaçlarını Yüce ALLAH’tan isteyinceye kadar O’nu tanımayan kimsedir. O’nun durumu hükümdarın sarayında bir işle meşgul olan adamın durumuna benzer. Hükümdar, o adama bir iş buyurur, o da o işi bırakır ve hükümdarın komşularından birinin kapısına gider. Ondan, yemek için bir dilim ekmek dilenir. Hükümdar, bu yaptığını bilseydi, onu öldürmez miydi? Ona, sarayına girmeyi yasaklamaz mıydı?” (Abdülkadir Geylani, Yolun Esasları, 100)
ALLAH SEVGİSİNİN GÖSTERGESİ OLARAK ZİKİR
ALLAH’ın Kulu ve Elçisi Hz. Muhammed (O’na Binler Selam): ALLAH sevgisinin belirtisi, ALLAH zikrini sevmek, ALLAH’a karşı soğukluk duymanın belirtisi de ALLAH zikrine karşı soğukluk duymaktır. (İmam Celaleddin es-Suyuti, Camiu’s-Sagir, 4, 5450)
DUA GÜNAHA ENGEL OLMALI
Zunnun el-Mısri (ALLAH O’ndan Razı Olsun): ALLAH’ın (Şanı En Yüce) hoşlanmadığı şeyleri yapıp dururken, kendinin hoşuna giden şeyleri ALLAH’tan istemekten utan! (İbn Arabi, Bir Sufi’nin Portresi, 364)
ALLAH’IN RIZASINI İSTEYEN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMEMELİ
Seyyid Abdülmelik bin Hüseyin’den Ahmed er-Rıfai’ye (ALLAH Hepsinden Razı Olsun): Eğer bir kimse yaratıcı olan ALLAH’ın rızasını istiyor, ancak O’ndan başkasına iltifat ediyorsa, maksadına ulaşamaz. (Kazeruni, Ahmed er-Rıfai Menkıbeleri, 25)
ALLAH-KUL İLİŞKİSİNİN DERİN BOYUTLARI
ÖLÜM VE ALLAH’IN MÜ’MİN KULUNA KARŞI DUYARLILIĞI
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yüce ALLAH şöyle buyurdu: ‘Ben yapacağım bir şeyde Mü’min kulumun ruhunu almadaki tereddüdüm kadar hiç tereddüde düşmedim. O ölümü sevmez, Ben de onun sevmediği şeyi sevmem.” (Buhari, Rikak, 38)
AÇIKLAMA: ALLAH’ın “tereddüde düşmesi” insanlardan tamamen farklıdır. Burada mecazi anlam kastedilmektedir. Amaç, konunun herkes tarafından ve kolaylıkla anlaşılmasını sağlamaktır. Bunun benzeri Kur’an’da da çok sayıda ifade ve anlatım bulunur ki bu durumu İslam alimleri “tenezzülat-ı ilahiye” yani ALLAH’ın, kullarının iyiliği için bir şeyi Kendine yakışan biçimiyle değil de kullarının anlayabileceği şekilde anlatması olarak isimlendirmişlerdir.
ALLAH’IN KULU HİMAYESİNE ALMASINA VE CENNETE KOYMASINA SEBEP OLAN ÜÇ ÖZELLİK
Hz. Cabir anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa, ALLAH onun üzerine himayesini açar ve onu Cennete koyar: Zayıflara yumuşak davranmak, anne-babaya şefkat göstermek, kölelere ihsanda bulunmak.” (Tirmizi, Kıyamet, 49)
AÇIKLAMA: Bu hadiste sayılan davranış özelliklerinin arada bir yapılan cinsten olmayıp süreklilik kazanmış ve o insanda bir kişilik özelliği haline dönüşmüş olması gerekir. Ayrıca günümüzde köleler yerine kişinin emri altında çalışan işçi ve ücretliler anlaşılmalıdır.
KENDİLERİNE YARDIM EDİLMESİ ALLAH’IN ÜZERİNE BİR HAK OLAN ÜÇ KİŞİ
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Üç kimse vardır ki bunlara yardım ALLAH üzerine bir haktır: ALLAH yolunda cihad eden, borcunu ödeyip hürriyetini elde etmek isteyen (köle), iffetini korumak niyetiyle evlenmek isteyen.” (Tirmizi, Fezailu’l-Cihad, 20)
ALLAH’IN SEVDİĞİ VE SEVMEDİĞİ ÜÇ KİŞİ
Hz. Ebu Zerr anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Üç kişi vardır ALLAH onları sever; üç kişi de vardır ALLAH onlara buğz eder. ALLAH’ın sevdiği üç kişiye gelince: (Birincisi) Bir adam bir topluluğa gelir, onlardan ALLAH adına bir şeyler ister (ama bunu) kendisiyle onlar arasındaki bir akrabalık ya da yakınlık nedeniyle istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri ise o topluluğun arkasına kayıp isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (Öyle gizli verir ki) onun verdiğini sadece ALLAH ile ihsanda bulunduğu adam bilir.
(İkincisi) Bir topluluk yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken uyku her şeyden değerli bir hal alır. Konaklarlar. Bir adam kalkıp Bana karşı tevazu ile yakarışta bulunur, ayetlerimi okur.
(Üçüncüsü) Bir askeri birliğe katılmıştır. Birlik düşmanla karşılaşır ve hezimete uğrar. Ancak o ilerler ve öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder.
ALLAH’ın buğz ettiği üç kişiye gelince, bunlar: Zina eden ihtiyar, kibirli fakir ve zalim zengindir.” (Tirmizi, Cennet, 25)
AÇIKLAMA: Buğz edilen kişilerin ortak özellikleri, adeta kendilerini zorlayarak fıtratlarının gereğinin zıddını yapmalarıdır. Çünkü ihtiyarlık fıtratı zinadan, fakirlik fıtratı kibirden, zenginlik fıtratı ise zulümden uzak durmayı gerektirir.
MAHŞER MEYDANINDA ALLAH’IN KENDİ GÖLGESİNE ALACAĞI YEDİ İNSAN TİPİ
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Yedi kişi vardır ki ALLAH onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet Günü’nde Kendi gölgesinde gölgeler: (Bunlar) Adalet sahibi yönetici; ALLAH’a ibadet içinde yetişen genç; mescidden ayrıldıktan sonra tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse; birbirlerini ALLAH için seven, ALLAH rızası için bir araya gelip, ALLAH rızası için ayrılan iki kişi; güzel ve toplum içerisinde statü sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde ‘Ben ALLAH’tan korkarım’ deyip bu daveti reddeden kimse; ALLAH’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş akıtan kimse.” (Buhari, Ezan, 36)
ALLAH’IN SALİH KULLARINA VERDİĞİ DEĞER
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Kıyamet Günü Aziz ve Celil olan ALLAH şöyle buyuracak: ‘Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum sen Beni ziyaret etmedin!’
Kul diyecek: ‘Ey Rabbim! Sen Alemlerin Rabbi iken ben Seni nasıl ziyaret edebilirim?!’
Yüce Rabb diyecek: ‘Bilmedin mi falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu ziyaret etseydin, yanında Beni bulacaktın!’
Yüce Rabb diyecek: ‘Ey Ademoğlu! Ben senden yiyecek istedim ama sen Beni doyurmadın!?’
Kul diyecek: ‘Ey Rabbim! Ben Seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin!’
Yüce Rabb diyecek: ‘Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin Ben onu yanımda bulacaktım.’
Yüce Rabb diyecek: ‘Ben senden su istedim, Bana su vermedin?!’
Kul diyecek: ‘Ey Rabbim! Ben Sana nasıl su içirebilirim? Sen ki Alemlerin Rabbisin!’
Yüce Rabb diyecek: ‘Falan kulum senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su verseydin, bunu Benim yanımda bulacaktın!?” (Müslim, Birr, 43)
ALLAH HANGİ MALA NASIL MUAMELE EDER
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Kim ödemek arzusu ile insanların parasını alır ise ALLAH (onun borcunu) öder. Kim de batırmak niyetiyle insanların parasını alır ise ALLAH onu helak eder.” (Buhari, İstikraz, 2)
ALLAH VE ZULME UĞRAYANIN DUASI
Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “ALLAH, (zulme uğrayanın) duasını bulutların üzerine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Yüce ALLAH:
‘İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da duanı mutlaka kabul edeceğim!’ buyurur.” (Tirmizi, Cennet, 2)
ALLAH’IN RAHMETi VE CENNET’E EN SON GİRENİN HALİ
Hz. Muğire bin Şu’be anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Hz. Musa (ALLAH’ın Selamı Üzerine) Rabbine sordu:
‘Derece itibariyle Cennet halkının en düşüğü nasıldır?’ Yüce Rabb buyurdu:
‘O, bütün Cennet halkı Cennet’e girdikten sonra gelecek biridir ki kendisine: ‘Cennet’e gir!’ denilir. O kişi:
‘Ey Rabbim nasıl gireyim? Herkes yerlerine yerleşti, bütün Cennet tutuldu!’ der. Ona şu cevap verilir:
‘Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?’ O:
‘Rabbim razıyım!’ der. Yüce Rabb:
‘Bu sana verilmiştir. Ve onun da bir katı ve onun da bir katı ve onun da bir katı ve onun da bir katı…’ O kişi beşinci de:
‘Ey Rabbim razı oldum (yeter)!’ der. Yüce Rabb:
‘Bunlarla beraber daha on katı da sana verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse, gözün neden zevk alırsa… Hepsi sana verilmiştir!’ buyurur. O kişi:
‘Rabbim razı oldum (yeter)!’ der. (Ve Hz. Musa tekrar sordu):
‘Ya derecesi en üstün olan?’ (ALLAH cevap verdi):
‘İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimle diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir. Hiçbir insanın kalbine de o şeylerle ilgili bir bilgi gelmemiştir.” (Müslim, İman, 312)
Hz. Abdullah bin Mes’ud anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “Cennet’e en son giren kimse bazen yürür, bazen ağlar. Ateş de arada sırada onu yalar geçer. Cehennem’i tamamen geçince dönüp ona bir bakar ve:
‘Beni senden kurtaran ALLAH münezzehtir! Yüce ALLAH bana hiç kimseye vermediği şeyi verdi’ der. Derken ona bir ağaç gösterilir. O:
‘Ya Rabbi’ der, ‘beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim!’ Yüce ALLAH:
‘Ey Ademoğlu! Dilediğini versem Benden başka bir şey istemezsin değil mi?’ der. O kişi:
‘Ey Rabbim! Bundan başka bir şey istemeyeceğim!’ der ve başka bir şey istemeyeceğine söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. çünkü o sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu ağaca yaklaştırır. Kişi, ağacın gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra ona öncekinden de daha güzel bir ağaç gösterilir. Dayanamayıp:
‘Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık Senden başka bir şey istemeyeceğim!’ der. Yüce ALLAH:
‘Ey Ademoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni ona yaklaştıracak olsam başka şeyler de isteyeceksin!’ der. O kişi artık başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. ALLAH kişiyi o ağaca da yaklaştırır. Ve kişi onun gölgesinde de gölgelenir, suyundan içer.
Sonra ona Cennet’in kapısının yanında bir ağaç yükseltilir. Bu ağaç, diğer ikisinden daha güzeldir. O kişi yine:
‘Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, Senden başka bir şey istemiyorum!’ der. Yüce Rabb:
‘Ey Ademoğlu! Sen öncekinden başka bir şey istemeyeceğine de Bana söz vermemiş miydin?’ der. O kişi:
‘Evet Rabbim! Senden başka bir şey istemeyeceğim’ der. Rabbi onun özrünü kabul eder. çünkü o sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca da yaklaştırır. Kişi o ağaca yaklaştırılınca Cennet halkının seslerini duyar. (Dayanamayıp):
‘Ey Rabbim! Beni Cennet’e sok!’ der. Yüce Rabb:
‘Ey Ademoğlu’ Beni senden kurtaracak şey nedir! Sana dünya kadarını ve beraberinde bir o kadarını daha versem razı olur musun!’ der. O kişi:
‘Ey Rabbim! Benimle alay mı ediyorsun? Sen ki Alemlerin Rabbi’sin!’ der.
(Hadisi rivayet eden) Abdullah bin Mes’ud, bu noktada güldü ve:
‘Niye güldüğümü sormuyor musunuz?’ dedi. İnsanlar:
‘Niye güldün söyle?’ dediler. O:
‘Rasulullah da (Ona Binler Selam) böyle gülmüştü. ‘Niye güldünüz?’ diye sorulduğunda da’:
‘Alemlerin Rabbi’nin, o kişi: ‘Sen ki Alemlerin Rabbi’sin, benimle alay mı ediyorsun?’ deyince gülmesine gülüyorum!’ dedi. Yüce ALLAH:
‘Ben, seninle alay etmiyorum. Fakat Ben, Şanı Yüce Olan’ım. Dilediğimi yapmaya gücü yetenim.’ buyurdu.” (Müslim, İman, 310)
ALLAH’IN EN ÇOK BUĞZ ETTİĞİ ERKEK?
Hz. Aişe anlatıyor; Rasulullah (Ona Binler Selam) buyurdu ki: “ALLAH’ın en çok buğz ettiği erkek, şiddetli düşmanlık eden hasımdır.” (Buhari, Ahkam, 34)
MÜLKÜ SADECE ALLAH’TAN BEKLEMENİN PEŞİN MÜKAFATI
Said bin Müseyyeb: Kim zenginliği ALLAH’tan isterse, insanlar ona muhtaç olur. (Edisyon, ALLAH Dostları, 2, 184)
ALLAH ZİKRİNİN EN DEĞERLİ OLDUĞU YER
Ebu Ubeyde bin Abdullah bin Mesud: Kişi namazda iken kalbiyle ALLAH’ı zikrederse büyük sevap kazanır. Çarşıda iken ALLAH’ı zikretmek için dudaklarını oynatması daha büyük sevaptır. (Edisyon, ALLAH Dostları, 4, 200)
KULUN ALLAH KATINDAKİ YERİNİ ANLAMASI İÇİN İNCE BİR ÖLÇÜ
Said bin İsmail el-Hiri: Kulun ALLAH katında değerli biri olduğunun işareti, ALLAH’a itaat etmesi ve aynı zamanda geri çevrilmekten korkuyor olmasıdır. Değersiz olduğunun işareti ise hem ALLAH’a isyan etmesi hem de O’nun katında makbul biri olmayı ummasıdır. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 128)
GERÇEK ALİMİN BİRİNCİ ÖZELLİĞİ
Amir bin Şerahil eş-Şa’bi: Alim, ALLAH’tan korkandır. (Edisyon, ALLAH Dostları, 4, 95)

ALLAH’A YAKIN OLMAYI ENGELLEYEN GİZLİ BİR TEHLİKE
Ebu Yezid el-Bestami: ALLAH kuluna lezzeti nasib eder; ama kulun sevinci büyük olur ve şımarırsa onu yakınlığın hakikatinden (Hakikatü’l-Kurb) alıkoyar. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 132)
YARDIMCISI SADECE ALLAH OLANLAR
Bilal bin Sa’d: Ey insanlar! Yardımcısı sadece ALLAH olan (zayıf, güçsüz, yetim, zavallı) insanlar hususunda ALLAH’tan korkun! (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 276)
MÜ’MİNİN HÜZÜNLENMESİNİN GERÇEK SEBEBİ
ALLAH’ın Kulu ve Elçisi Hz. Muhammed: ALLAH, hüzünlü olan tüm gönülleri sever. (Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 6, 88)
ALLAH ZİKRİNİ SÜREKLİ KILABİLMEK İÇİN
İbnu’l-Katib Ebu Ali el-Hasan: Yüce Rabbimiz, Zat’ının anılmasından lezzet alma hissini bir kuluna nasib ettiğinde o kul sevinir ve şükrederse, ALLAH ona iyice yakın olur. ama kul şükretmezse Yüce Rabbimiz, zikrullahı bu tembel kulun ağzından alır. Onu ALLAH zikrinin tadından mahrum bırakır. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 456)
ALLAH’IN SEVDİĞİ VE İNSANLARIN SEVDİĞİ
Ebu Bekir el-Verrak: Seni ALLAH’a yaklaştıracak şey, sadece ALLAH’tan istemen, sadece O’na yalvarmandır. Seni insanlara yakın ve onlar nezdinde itibarlı kılacak şey ise, onlardan hiçbir şey istememendir. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 222)
ALLAH’A SADECE ALLAH SAYESİNDE YAKIN OLUNUR
Ahmed bin Ebi’l-Havari: ALLAH’a yaklaşmada ALLAH’tan başka gerçek bir klavuz. Sizin öğrene durduğununz ilim ve kitaplar sadece hizmetin adabını öğretmektedirler. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 394)
KORKTUKLARIMIZIN KALBİ DE ALLAH’IN ELİNDE
Bir adam Ebu Bekir el-Varrak’a: “Ben falancadan korkuyorum!” dedi. O, şöyle cevap verdi: “Ondan korkma! Zira onun kalbi de senin yalvardığın ALLAH’ın elindedir.” (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 222)
EN ÖNEMLİ NİMET
İnsanlar, Abdullah bin Şevzeb’ten sordu: “Hangi nimet en önemli ve en güzeldir?” O, cevap verdi: “ALLAH’ın bize verip de, birbirimizden gizli kıldığı nimetler.” (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 360)
DERİNDEKİ NİMETİ DE GÖRMEK
Ebu’d-Derda: Kim ALLAH’ın kendi üzerindeki nimetini görmez ve bunu sadece yeme içmeyle sınırlı sayarsa, anlayış keskinliği azalır. (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 241)
NİMETLERİN ALINMASI TEHLİKESİ
Zünnun el-Mısri: Nimetler, kadr ü kıymetini bilmeyen kişiden, ansızın, ummadığı ve anlamadığı bir şekilde çekilip alınır! (Edisyon, ALLAH Dostları, 6, 445)
DÜNYANIN GERÇEK ANLAMI
Hasan es-Süleymi: Dünya, Mü’minin Rabbine giden bineğidir. Mü’min onun üzerinde Rabbine intikal eder. onun için bineklerinizi tımar ediniz ki; sizi Rabbinize ulaştırsın. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 256)

ZİKRULLAH İÇİN GEREKLİ BİR İNCELİK
Kasame bin Züheyr: Kalplerinizi dinlendirin ki, zikrin manasını idrak etsin. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 132)
EN BÜYÜK DİRENÇ KAYNAĞI OLARAK ALLAH SEVGİSİ
Amir bin Abd-i Kays: ALLAH’ı öyle sevdim ki, O her musibeti bana kolay kıldı ve her hükmüne beni razı etti. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 32)
TAKVA BAŞKALARINI RAHATSIZ ETMEMELİ
Eyyub es-Sahtiyani: Kişi ALLAH’tan korksun. Eğer zahidlik (dünya nimetlerinden uzak durma) yaparsa, zühdüyle insanlara işkence etmesin. Kişinin zühdünü gizlemesi, ilan etmesinden daha hayırlıdır. (Edisyon, ALLAH Dostları, 5, 194)
YALNIZ KALINCA DA GÜNAH İŞLEMEMEK
ALLAH’ın kulu ve Elçisi Hz. Muhammed (Ona Binler Selam): ALLAH korkusu hikmetin başıdır. Vera (günahlardan çekinmek), amellerin efendisidir. Yüce ALLAH, yalnız kaldığında kendini günahtan sakındırabilecek bir ‘vera’ı olmayan adamın diğer amellerine bakmaz, aldırış bile etmez. (Ebu Nuaym’ın Hilyetü’l-Evliyası’ndan aktaran; Edisyon , ALLAH Dostları, 5, 183)
GİZLİ GÜNAHLARIN ACİL CEZASI
Fudayl bin İyad: Kul, kimse farkında olmadan, gizli bir yerde ALLAH’ın (Şanı En Yüce) emirlerine karşı gelip O’na isyan ederse, ALLAH, Mü’minlerin kalbine, ona karşı kızgınlık (buğz) yerleştirir de, o bunun farkında olmaz. (Edisyon, ALLAH Dostları, 1, 372)
LEDÜN İLMİNE GÖTÜREN YOL
ALLAH’ın Kulu ve Elçisi Hz. Muhammed (Ona Binler Selam): Kim dünyaya bütün kalbiyle bağlanmayıp ahireti tercih ederse, ALLAH ona (herhangi birinden bir ders almaksızın) çeşitli şeyleri öğretir, onu hidayet üzere daim kılar ve ona basiret ihsan edip manevi körlüğünü giderir. (Ebu Nuaym’ın Hilyetü’l-Evliyası’ndan aktaran; Edisyon, ALLAH Dostları, 1, 192)
KESİNTİSİZ VE MÜKEMMEL ZİKİR
Şeyh Ahmed Haznevi: Vakitlerini devamlı olarak Yüce ALLAH’ın ismini anarak geçirmesi kişiye vacibdir. Alışveriş de olsa kişinin yaptığı tüm işlerin zikir olması için bütün davranışlarda İslamiyet’in hükümlerine uyulması gerekir. Şeriata uygunluk şarttır. Çünkü zikir, gafleti kovmaktan ibarettir. Bütün fiillerde Yüce ALLAH’ın emirlerine ve yasaklarına uyulduğunda gafletin etkisinden kurtuluş mümkün olur ve Yüce ALLAH’ı devamlı olarak zikretmenin sevabı oluşur. (Edisyon, ALLAH Dostları, 9, 446)
GAZALİ’YE GÖRE TAKVA SAHİBİ
İmam Gazali: Ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına razı, kaybettiğine sabır gösteren kişi takva ehlindendir. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 43)
ALLAH’I KENDİNE PERDE YAPMAK
Abdülkadir Geylani: Gerçekte kendi şahsın için hiddetlendiğin halde, ALLAH için hiddet gösterisinde bulunma; yoksa münafıklardan olursun. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 57)
ÜZÜNTÜLERİN ASIL SEBEBİ ALLAH’TAN UZAK OLMAKTIR
Abdülkadir Geylani: ALLAH’tan başkası ile beraber olmakta devam ettiğin sürece, sürekli gam, keder ve şirk içinde bulunur, günah yükünden kurtulamazsın. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 57)
ALLAH DOSTUNUN NİTELİKLERİ
Abdülkadir Geylani: ALLAH’ın takdirine ve hükmüne razı olan kişi, her hal ve harekatında, O’nun iradesine ve fiillerine uygun hareket eder. Başkalarına ALLAH sevgisi aşılar. ALLAH’ın kuvvet ve kudretinden onları haberdar eder, ömrünü ALLAH’ın iradesine uygun yolda geçirir. ALLAH da ona başarılı kılar. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 58)
GEYLANİ HAZRETLERİNDEN BİR UYARI
Abdülkadir Geylani: Ey insanlar! Siz, büyük bir iş için yaratıldınız ama çoğunuzun bundan haberi yok. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 58)
HELAL YEMEĞİN ÖNEMİ
Ömer bin Salih et-Tarsusi anlatıyor; Ahmed bin Hanbel’e yanaşıp sordum: “ALLAH seni rahmetiyle kuşatsın ey Ebu Abdullah, kalpler nasıl yumuşar, söyler misin?”
Ahmed bin Hanbel, bu sorum üzerine arkadaşlarına baktı, gözlerini kıstı, bir an hiç hareket etmeden durdu. Sonra başını kaldırarak şu cevabı verdi:
“Oğulcağızım! Ancak helal yemekle”
Başka bir şey demedi. Ben oradan ayrılıp Ebu Nasr Bişr bin Haris’in yanına vardım. Ona da sordum:
“Ey Ebu Nasr! Kalpler neyle yumuşar?” Ebu Nasr:
“Kalpler ancak ALLAH’ı anarak, O’nu hatırlayarak huzur bulur” dedi.
Ben:
“Oysa az önce Ahmed bin Hanbel’in yanından geliyordum” dedim. Daha lafımı bitirmeden Ebu Nasr’ın gözlerimin içine bakarak şöyle dediğini hatırlıyorum:
“Söyle bakalım ne dedi Ebu Abdullah?”
Onun bu sorusuna cevap verdim, yarım kalan cümlemi tamamlayarak, Ebu Abdullah’ın ‘helal yemek’ cevabını verdiğini naklettim. Bunun üzerine Ebu Nasr:
“Tamam işte! O, meselenin esasını söylemiş sana!” dedi. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 198)
ALLAH KENDİSİNDEN KORKANLARLA BERABERDİR
Vehb bin Münebbih: Davud (ALLAH’ın Selamı Üzerine…) : “Ey Rabbim! İstediğimde Seni nerede bulurum?” dedi. ALLAH: “Korkumdan, kalpleri buruk olanların yanında” buyurdu. (Edisyon, ALLAH Dostları, 7, 101)

MUTSUZLUĞUN TEMEL SEBEBİ
Muhammed Hüseyn Tabatabai: ALLAH ile yapılan sözleşmeyi unutmak, dünya hayatında mutsuzluğa mahkum olmak demektir. (Muhammed Hüseyn Tabatabai, El-Mizan Fi Tefsir-il Kur’an, 1, 205)
İNSAN İÇİN EN BÜYÜK MAKAM KULLUKTUR
Muhammed Hüseyn Tabatabai: “ALLAH, İbrahim’i nebi yapmadan önce kul yaptı” Bunu Yüce ALLAH’ın şu sözünden de anlamak mümkündür: “Şanım hakkı için, bundan önce İbrahim’e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Biz onu iyi tanırdık… Ben de buna şahitlik edenlerdenim.” (21/Enbiya: 51-56) Hz. İbrahim’in yaşam sürecinin ilk aşamasında kul yapıldığının işaretleri bu ayetlerde gözlemlenmektedir.
Bil ki, Yüce ALLAH’ın herhangi bir insanı kul yapması, o insanın özünde sahip olduğu varoluşsal kulluk niteliğinden farklı bir durumdur. Çünkü kulluk, varoluşun ve yaratılışın bir gereğidir. Anlayış ve bilinç sahibi bir yaratık, bu temel niteliklerden soyutlanmış olarak düşünülemez. Bu bakımdan birini kul yapmak veya edinmek söz konusu olamaz. Çünkü insanın varlığı Rabbinin mülküdür. O’nun tarafından yaratılmış, O’nun tarafından biçimlendirilmiştir. İnsanın günlük hayatında, ALLAH’ın mülkü olmanın gereklerini yerine getirmesi, Yüce Rabbinin Rabblik makamına teslim olması veya bunun tam tersi bir tutum sergilemesi, onun bu varoluşsal niteliğinde bir değişikliğe yol açmaz.
Nitekim Ulu ALLAH şöyle buyuruyor: “Göklerde ve yerde olan hiçbir kimse yoktur ki, O Rahman’a kul olarak gelecek olmasın.” (19/Meryem: 93) Ancak bir insan günlük hayatında, yeryüzünde büyüklenerek, haddini aşarak kul olmanın gereklerini yerine getirmezse, kulluğun kurallarına uymazsa, kulluğun amaçları bakımından onun “kul” olarak isimlendirilmemesi gerekir. Çünkü kul, Rabbine, yani sahibine teslim olan, kendi yönetimini onun iradesine bağlayan kimseye denir. Dolayısıyla hem kişilik bakımından ve hem de amelde kulluğun gereğini yerine getirenden başkası “kul” olarak anılmamalıdır. Çünkü ancak böyle birisi gerçek kuldur. Yüce ALLAH şöyle buyuruyor: “Rahman’ın (has) kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler.” (25/Furkan: 63)
Şu halde Yüce ALLAH’ın bir insanı kul edinmesi (yani kul olarak kabul etmesi ve rububiyet sıfatıyla ona yönelmesi), onun velayetini (veliliğini), yönetimini üstlenmesi demektir. Tıpkı, efendinin kölesinin yaşamını yönlendirmesi gibi, O da kulunun hayatını yönlendirir, biçimlendirir. Kulluk, velayetin anahtarıdır. Şu ayet-i kerime de bunu pekiştirir niteliktedir: “Şüphesiz ki benim sahibim, koruyanım, Kitab’ı indiren ALLAH’tır. Ve O, bütün salih kullarının sahibidir, koruyucusudur.” (7/A’raf: 196) Yani ALLAH, velayete layık olanların Velisidir.
Ayrıca Yüce ALLAH Kitabı’nda yer alan bazı ayetlerde Hz. Peygamberi kul olarak nitelendirmiştir. Ulu ALLAH buyuruyor ki: “Hamd, O ALLAH’a ki kuluna Kitap indirdi.” (18/Kehf: 1); “Kuluna apaçık ayetler indiren O’dur” (57/Hadid:9); “ALLAH’ın kulu O’na yalvarmaya (namaza) kalkınca” (72/Cin: 19) Böylece anlaşılıyor ki birini kul edinmek, onu velayeti altına almaktır. (Muhammed Hüseyn Tabatabai, El-Mizan Fi Tefsir-il Kur’an, 1, 415)
ALLAHI SEVMENİN OLMAZSA OLMAZ ŞARTI VE ENGİN UFUKLARI
Muhammed Hüseyn Tabatabai: Yüce ALLAH, Kendi Zat’ına yönelik bir sevgiden söz ettiği gibi, Peygamberine yönelik bir sevgiden de söz ediyor. Çünkü Peygamberi sevmek, ALLAH’ı sevmek demektir. Bu sevginin sonucu olan “uyma” Peygamber’e yönelik olunca, ALLAH’a yönelikmiş gibi bir anlam kazanır. Çünkü bizzat Yüce ALLAH insanları Peygamberine uymaya, itaat etmeye çağırıyor: “Biz her peygamberi, ancak ALLAH’ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik.” (4/Nisa: 64); “De ki: ‘Eğer ALLAH’ı seviyorsanız bana uyun ki ALLAH da sizi sevsin.” (3/Al-i İmran: 31) Kendisine uyulduğu zaman insanı ALLAH’a yönelten herkes için aynı durum söz konusudur. Bilgisiyle insanlara doğru yolu gösteren alim, işaretiyle gerçeğe ulaşılan ayet, okunmasıyla insanı ALLAH’a yaklaştıran Kur’an gibi. Çünkü bunların tümü ALLAH’a yönelik sevgiyle sevilirler, bunlara uymak insanı ALLAH’a yaklaştıran bir itaat konumundadır. (Muhammed Hüseyn Tabatabai, El-Mizan Fi Tefsir-il Kur’an, 1, 591)
DİNİ ALLAH’A HAS (ÖZGÜ) KILMAK NE DEMEKTİR?
Muhammed Hüseyn Tabatabi: Mü’minler sadece ALLAH’ı seven, gücü sadece ALLAH katında arayan ve ALLAH’ın emir ve yasaklarının dışında başka bir otoriteye uymayan kimselerdir. İşte dini ALLAH’a özgü kılmak bunlardır. (Muhammed Hüseyn Tabatabai, El-Mizan Fi Tefsir-il Kur’an, 1, 592)
ALLAH’I SEVMEK, İNSANI ALLAH’IN RIZASINA ULAŞTIRAN ARACILARI DA SEVMEYİ GEREKTİRİR
Muhammed Hüseyn Tabatabai: Sevgisi ALLAH’ı sevmek, itaati ALLAH’a itaat etmek demek olanları; Hz. Peygamber, O nun Ehl-i beyti, ALLAH’ın dinini bilen alimler, ALLAH’ın Kitab’ı, Peygamberin Sünnet’i ve bir şekilde ALLAH’ı hatırlatan her şeyi sevmek “ALLAH’a ihlas” sayılır ve ayet-i kerimede yerilmiş bulunan şirkin kapsamına girmez. Bu konumda olanlara sevmek ve itaat etmek suretiyle yaklaşmak, ALLAH’a yakınlaşmak demektir. Örfte büyüklere gösterilen her çeşit saygıyı bunlara göstermek, ALLAH’a yönelik takva sayılır.
Nitekim Yüce ALLAH şöyle buyuruyor: “Kim ALLAH’ın şiarlarına saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.” (22/Hac: 32) Ayette geçen “şiar”, yol gösteren işaret demektir. Bunu Safa ve Merve gibi yerlerle sınırlandırmak doğru olmaz. Dolayısıyla ALLAH’ı hatırlatan, ALLAH’ın şiarı, ayeti ve alameti konumunda olan herkese ve her şeye yönelik saygı, Yüce ALLAH’a yönelik takvanın bir gereğidir. Takvayı emreden tüm ayetler bu hususu kapsar. (Muhammed Hüseyn Tabatabai, El-Mizan Fi Tefsir-il Kur’an, 1, 592)
ALLAH, HİDAYET EDECEĞİ KULUNU BAŞTA SIKINTIYLA KARŞILAŞTIRIR
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır: “Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, oranın halkını (gafletten uyanıp, ALLAH’ın dinine yönelsinler diye) mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.” (7/A’raf: 94) ayetinde her peygamberin gönderildiği memlekette başlangıçta böyle bir darlık ve sıkıntının yüz göstermesi de ALLAH’ın adeti olduğu açıkça belirtilmiştir. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 3, 31)
HER KEDERE KARŞI ALLAH’IN YARDIMINI SAĞLAMAK İÇİN
Allah’ın Kulu ve Elçi’si Hz. Muhammed (Ona Binler Selam): Bir kimse sabah ve akşam (namazlarından sonra) yedişer defa: ‘ALLAH bana yeter! O’ndan başka ilah yoktur! Ben O’na dayandım! Ve O, yüce Arş’ın sahibidir!” (9/Tevbe: 129) derse, (…) onu kederlendiren her şeye karşı ALLAH ona yeter. (Ebu Davud)
İLM-İ LEDÜN SAHİBİ OLUP MANEVİ SIRLARI ÖĞRENEBİLMEK İÇİN ÖNCE CİDDİ BİR TEFEKKÜR ÇABASINA İHTİYAÇ VARDIR
“Nuh dedi ki: ‘Ey halkım! Eğer ben Rabbimden bir delil üzerinde isem ve O bana Kendi katından bir rahmet vermiş de, bu size gizli kalmışsa…” (11/Hud: 28)
Ebu’l A’la Mevdudi: Bu sözler, 17 ayette Hz. Peygamber’in ağzından dile getirilenlerle aynıdır. Şöyle, “İlkin ben ALLAH’ın enfüs ve afakımdaki ayetlerini gözlemlemek suretiyle Tevhid’in gerçekliğini kesin biçimde kavradım. Sonra aynı gerçeklik vahiyle bana te’yid edildi.” Bu, tüm peygamberlerin “gayb”ın bilgisine müşahade ve tefekkürle ulaştığını göstermektedir. Bu bilgiye ulaştılar ve sonra ALLAH onları, Rasul tayin ederek aynı zamanda fiili bilgiyle de lütuflandırdı. (Ebu’l A’la Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, 2, 387)

ALLAH DOSTLARI KİŞİSEL İSTEKLERİ İÇİN DUA ETMEYE UTANIR. ONLAR ALLAH’TAN SADECE ÜMMETİN İYİLİĞİNE OLACAK ŞEYLERİ İSTER
Müslümanlara kıble olarak Kudüs emredildikten sonra ALLAH’ın Kulu ve Elçisi, Efendimiz Hz. Muhammed (Ona Binler Selam) kıblenin Kabe ve Mekke olmasını diliyor ama bunu Rabbine arz etmeye de utanıyordu. Ve bu tavrıyla da ALLAH dostlarının kişisel dilekleri için değil ancak Ümmet’e ya da başka Mü’min ferdlere ait hayırların istenmesi için dua etmeleri gerektiğini göstermiş oluyordu. Bununla beraber bir insan olduğu için bazen elinde olmaksızın ümit ve hasretle yüzünü göğe çevirip, dileğini gönlünden geçirmekten de kendini alıkoyamıyordu. Ve Alemlerin Rabbi de Kendine yakışanı yaptı Sevgilisini sevindirdi: “(Ey Muhammed) Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. İşte şimdi seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.” (2/Bakara: 144) ayetini indirdi. Ünlü müfessirlerden Alusi, “Ruhu’l-Meani” tefsirinde bu olayla ilgili: “Ayetin zahirinden anlaşıldığına göre Rasulullah bunu Rabbinden istemiş değildir. Sadece bekleyiş içerisindeydi, o kadar…” der. Ve Said Havva da “el-Esas fi’t-Tefsir” de ekler: “Bu da Rasulullah’ın edebinin kemalinin delilidir.”
Bu olay aynı zamanda derin bir tevekkül örneğidir.
ŞÜPHELENMEK İNSANI KAFİR YAPMAZ
“İbrahim de bir zaman: ‘Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. ALLAH: ‘İnanmadın mı?’ dedi. O: ‘Evet inandım. Fakat kalbimin tatmin olması için’ diye cevap verdi. Bunun üzerine ALLAH: ‘Öyleyse dört kuş yakala, onları kendine alıştır. Sonra her dağın üzerine onlardan bir parça koy. Sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler.” (2/Bakara: 260)
Ebu Cafer Muhammed bin Cerir et-Taberi: Hz. İbrahim’in, Yüce ALLAH’ın ölüleri nasıl dirilteceğini kendisine göstermesini istemesinin sebebi, şeytanın, Hz. İbrahim’in kalbine, ALLAH’ın, ölüleri diriltme kudreti hakkında şek ve şüphe sokmasıdır. Hz. İbrahim, kalbine doğan bu şüpheyi bertaraf etmek için Yüce ALLAH’tan ölüleri nasıl dirilteceğini kendisine göstermesini istemiştir. Bu hususta Ata bin Ebi Rebah, şunları söylemiştir: “Hz. İbrahim’in kalbine, bir kısım insanların hatırına gelen şeyler gelmiş o da Rabbine: ‘Rabbim, göster bana Sen ölüleri nasıl dirilteceksin?’ demiştir. Rabbi de ona: ‘İnanmadın mı?’ demiş o da: ‘Evet inandım, fakat kalbim tatmin olsun diye bunu görmek istiyorum’ demiştir. Rabbi de ona, ölüleri nasıl dirilteceğini göstermek için: ‘Dört kuş al…’ demiştir.”
Yine bu hususta Ebu Hüreyre, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Biz, şüphe etmeye İbrahim’den daha yakınız. Çünkü İbrahim, Rabbi’ne: ‘Ey Rabbim! Ölüleri nasıl diriltirsin bana göster?’ demişti. ALLAH da: ‘İnanmıyor musun?’ dedi. İbrahim: ‘Evet inanıyorum fakat kalbim iyice tatmin olsun istiyorum’ dedi.”
Abdullah bin Abbas da Hz. İbrahim’in, ALLAH’tan, ölüleri nasıl dirilteceğini göstermesini istemesinin sebebinin, hatırına gelen bir şüphe olduğuna işaret ederek bu ayet hakkında şunu söylemiştir: “Bana göre Kur’an’da bu ayetten daha çok ümit verici bir ayet yoktur” yani kul, belli konularda şüpheye düşse bile bu ayet-i kerime kulun dinden çıkmış olmayacağını, bu şüphesini giderme yollarını aramasının gerektiğini açıklamaktadır ki bu da devamlı olarak şeytanın vesvesesine maruz kalan insan için en büyük ümit kaynağıdır.” (Ebu Cafer Muhammed bin Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, 2, 131)
KADERİ ANLAYAN MUSİBETLERE TAKILMAZ
Fahrüddin er-Razi: Hz. Peygamber: “Kim, ALLAH’ın kader sırrını anlarsa, musibetler o kimseye kolay gelir” buyurmuştur. Çünkü o kimse, yeryüzünde meydana gelen hadiselerin, ilahi sebeplere dayandığını bilir. Bundan dolayı, sakınmanın kaderi savuşturamayacağını anlar. Artık arzu ettiği şeyi elinden kaçırdığı zaman gazaplanıp kızmaz ve sevdiği bir şeyi elde ettiği zaman da, ona fazla yakınlık duyup, sevinmez. Çünkü o, bu cismani varlıklardan daha üstün olan ruhani hakikatlerden haberdardır. Dolayısıyla, bu dünyanın lezzet ve hoş şeylerinden herhangi birisini elde etme hususunda, bu dünyadaki hiçbir kimseyle çekişmeye girmez ve dünyanın arzulanan bu şeylerinden herhangi birisini kaçırdığı için de, hiç kimseye kızmaz. İnsan böyle olduğu zaman güzel ahlaklı ve insanlarla güzel geçimli birisi olur. Hz. Peygamber, güzel ahlakı gerektiren bu sıfatlar konusunda insanların en mükemmeli olunca, güzel ahlakta da yaratılmışların en mükemmeli olmuştur. (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 7, 155)
DUA, KENDİNİ BÜTÜNÜYLE VERMEYİ GEREKTİRİR
Fahrüddin er-Razi: Dua edenin zihni, ALLAH’tan başkasıyla meşgul olduğu sürece, ALLAH’a dua etmiş olmaz. İnsan, her şeyden vazgeçince, hak olan bir (ALLAH’ın) ma’rifetine dalmış olur. böylece de, bu makamda bulunmasından dolayı, kendi hakkını istemesi ve payını düşünmesi imkansız olur. Aradaki vasıtalar tamamen kalkınca, yakınlık meydana gelir. Kul, kendi nefsinin maksadlarına iltifat etmeye devam ettiği sürece, ALLAH’a yaklaşamaz. Çünkü bu maksadlar onu ALLAH’tan alıkoyar. Böylecve duanın, ALLAH’a yakın olmayı ifade ettiği ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple dua, ibadetlerin en üstünüdür. (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 4, 375)
ALLAH’A DOĞRU YOLCULUĞUN BAŞLANGICI İBADET SONU DA TEVEKKÜLDÜR
Fahrüddin er-Razi: ALLAH’a doğru yolculuğun derecelerinin ilki, ALLAH’a ibadettir, sonuncusu da ALLAH’a tevekküldür. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak: “Öyle ise O’na kulluk et ve O’na dayan!” (11/Hud: 123) buyurmuştur. (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 13, 150)
MARİFETULLAHA (ALLAH’I BİLMEK) ANCAK DOĞAYI GÖZLEMLEYİP TEFEKKÜR ETMEKLE ULAŞILIR
“Gece bastırınca İbrahim bir yıldız gördü. Ve: ‘İşte benim Rabbim budur’ dedi. Yıldız batınca da: ‘Ben batanları sevmem’ dedi. Ay’ı doğarken görünce: ‘Benim Rabbim budur’ dedi. O da batınca: ‘Rabbim, bana doğru yolu göstermezse, elbette ben yoldan sapan topluluklardan olurum’ dedi. Güneşi doğarken görünce: ‘Rabbim budur! Bu, daha büyüktür” dedi. O da batınca dedi ki: ‘Ey halkım! Ben sizin (ALLAH’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben, yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim. Ve artık ben O’na ortak koşanlardan değilim.” (6/En’am: 76-79)
Fahrüddin er-Razi: Bu ayetler, Marifetullah’ın (ALLAH’ı Bilmek) ancak ALLAH’ın yarattığı şeylerin halleri üzerinde düşünüp istidlalde bulunma yoluyla olduğuna işaret eder. çünkü bu bilgiyi bir başka yolla elde etmek mümkün olsaydı, Hz. İbrahim bu yola yönelmezdi. ALLAH en iyi bilendir. (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 9, 533)
ALLAH’A YAKLAŞTIRAN ÖNEMLİ BİR UNSUR OLARAK DOĞRULUK
Ahmed Zerruk: ALLAH’ın her zaman kendisiyle beraber olmasını isteyen kişi, her daim “sıdk” üzere olmalı. Çünkü ALLAH sadıklarla beraberdir. (Rıhle, 15, 21)

FACİRLERDEN GELECEK İYİLİKLERDEN UZAK DURMALI VE ONLARA KARŞI BİR SEMPATİ DUYMAMALI
Deylemi, Hz. Mu’az’a dayandırarak Rasulullah’ın şu duasını nakletmiştir: “Ya Rabbi! Hiçbir facirin (İslam’ı yaşamayan, günahları açıkça ve sürekli işleyen) bana ihsan ve lütufta bulunmasına izin verme ki kalbimde onun için bir sevgi doğmasın.” (Ebu’l A’la Mevdudi, Hz. Peygamberin Hayatı, 3, 155)
MÜ’MİN MÜ’MİNE LANET ETMEZ, BEDDUADA BULUNMAZ
İbn Cerir, Ebu Hüreyre’den: Peygamber Efendimiz’e bir içkiciyi getirdiler. Peygamber Efendimiz de emretti ve onu dövmeye başladılar. Kimisi onu ayakkabısı ile, kimisi eli ile, kimisi de elbisesi ile dövdü. Sonra Peygamber Efendimiz onlara: “Yeter!” dedi ve onu azarlamalarını emretti.
Onlar da: “Sen ALLAH’ın Elçisinden utanmıyor musun ki böyle yapıyorsun?” dediler.
Kimisi de: “ALLAH’ım onu rezil et. ALLAH’ım ona lanet eyle” dedi.
Peygamber Efendimiz de: “Böyle söylemeyin ve kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Onun için: ‘ALLAH’ım onu bağışla. ALLAH’ım ona hidayet ver’ diye dua edin” buyurdu. (Kenzü’l-Ummal, 3, 105’ten aktaran Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 2, 603)
Taberani de güvenilir bir senet ile Seleme bin Ekva’dan: Biz kişinin, kardeşine lanet okuduğunu görünce büyük günahlardan birinin kapısına geldiğine kanaat getirirdik, dediğini aktarmaktadır. (Terğib, 4, 251’den aktaran Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 2, 604)
MÜ’MİN, SABAH NAMAZINI KAÇIRDIĞI YERDE FAZLA OYALANMAMALI
ALLAH’ın Kulu ve Elçisi Hz. Muhammed Sahabe ile birlikte sefer halindeyken bir gece uyuya kalıp sabah namazını kaçırdı ve sonra da şöyle buyurdu: Size gaflet çöktüren bu yerden ayrılın. (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 1, 150)
YALAN YERE YEMİN EDEREK KUL HAKKINA GİRMENİN SONUCU
Sa’lebe el-Ensari: Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: Herhangi bir kişi, yalan yere yemin edip, bir kişinin hakkını eline geçirirse, kalbinde siyah bir nifak noktası meydana gelir. Kıyamete kadar hiçbir şey onu değiştiremez. (Hakim’in Müstedreki’nden aktaran İbn Hacer el-Askalani, Sahabe-i Kiram Ansiklopedisi, 1, 303)
YALNIZ KALMANIN DEĞERİ
Zunnun el-Mısri: İhlasa erme arzusu için yalnızlıktan daha diriltici bir şey görmedim. (Şeyh Mekki Efendi, Bir Sufinin Dilinden Bir Sufinin Portresi, 156)
ALLAH SEVGİSİNDE BİR ÖLÇÜ
Zunnun’a soruldu: “Rabbime sevgim ne zaman tam olur?”
O, cevap verdi: “Dünya gözünde çirkinleştiği ve ondan umudunu tamamen kestiğinde.” (Şeyh Mekki Efendi, Bir Sufinin Dilinden Bir Sufinin Portresi, 169)
HER İDDİA İMTİHAN EDİLİR
İmam Şa’rani: Efendimiz’in (OBS) bize yaptığı tavsiye şudur: Her kim sana: “ALLAH’tan korkuyor musun?” derse, ona şu cevabı ver: “Evet… ama, içimde yarattığı korku kadar…”
Aynı biçimde: “ALLAH’ı seviyor musun?” derlerse: “Evet… Seviyorum ama O’nun kalbime yerleştirdiği sevgi kadar” diye cevap ver.
Her kim bu yolu tutarsa, imtihana tutulmaz… Çünkü o, bu sözleri ile her şeyi ALLAH’a havale ediyor, kendi güç ve kuvvetine değil. Bu konuda maneviyat ulularının sözü odur ki:
“Her kim iddia makamında ise o, imtihana tabi tutulur. Ve imtihanı iddiası kadar olur.” (İmam Şa’rani, Tabakatü’l-Kübra, 3, 1059)
ALLAH’A YAKIN OLMAK İÇİN
Abdülkadir Geylani: Melik ile sohbet istersen mülkten ayrıl. (Abdülkadir Geylani, Yol’un Esasları, 181)
ALLAH’A GİDEN YOLDA ÖLÜMÜ HATIRLAMAK
Abdülkadir Geylani: Ölümü çokça hatırlayanın verası (günaha karşı direnci) da çok olur. ruhsatı azalır, azimeti artar. Ölümü hatırlamak nefis hastalıklarının devasıdır. Sülukumun başlangıcında gece-gündüz ölümü düşündüm. Ben ölümü düşünerek felah buldum. Nefsimi ölümü düşünerek ezdim. O günlerde, ölümü düşünerek akşamdan seher vaktine kadar ağladığım zamanlar oldu. Yine böyle bir gece, ağlamış ve şöyle dua etmiştim: “İlahi! Senden, ruhumu ölüm meleğinin değil, Senin kabzetmeni istiyorum” Gözlerim uykuya yenik düşünce, rüyamda çok güzel yüzlü ihtiyar bir adam gördüm. Adam kapıdan içeri girip yanıma geldi. Ona: “Sen de kimsin?” dedim. O: “ben ölüm meleğiyim” dedi. Dedim ki: “Ben, Yüce ALLAH’tan ruhumu senin değil, Kendisinin kabzetmesini dilemiştim!” Bana şöyle dedi: “Niçin böyle dua ettin? Benim ne günahım var? Ben sadece görevli bir memurum. Bazılarına yumuşak bazılarına da sert davranmakla emrolunurum” Bana sarıldı ve ağlamaya başladı. Ben de onunla birlikte ağladım. Sonra ağlayarak uyandım. (Abdülkadir Geylani, Yol’un Esasları, 146)
GERÇEK ŞÜKÜR
Mahir İz: Şükür, insanın, ALLAH’ın kendisine vermiş olduğu nimetlerden başkasını faydalandırmasıdır. (Mahir İz, Tasavvuf, 133)
ALLAH’A YAKLAŞTIRAN GÜNAH VE ALLAH’TAN UZAKLAŞTIRAN İBADET
Cafer bin Sadık: Başlangıcı korku, sonu özür olan her bir günah, kulu Hakk’a ulaştırır. Başlangıcı güven, sonu kibir olan her bir ibadet kulu Cenab-ı Hakk’tan uzaklaştırır. Kendini beğenmiş olan itaatkar aslında asidir. Özür dileyen asi de gerçekte itaatkardır. (Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 1, 55)
GERÇEK ZİKRİN ÖLÇÜSÜ
Cafer bin Sadık: Gerçekte Yüce ALLAH’ı zikretmek, O’nun zikri sırasında bütün yaratılmışları unutmaktır. İşte o zaman kul için, Yüce ALLAH her şeye bedel olur. (Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 1, 56)
KALBE GELEN İLHAMLAR KUR’AN VE SÜNNET İLE KARŞILAŞTIRILMALIDIR
Ebu Süleyman Darani: Çoğu kez sufilere gelen (ilham türü) şeyler kalbime gelir fakat ben, onları iki adaletli şahid olan Kitap ve Sünnet’e arz edip, gelenin hak olduğuna dair tasdiklerini almadan kalbime girmelerine izin vermem. (Kuşeyri Risalesi’nden aktaran, İsmail Mutlu, Sünnet Bize Nasıl Ulaştı, 68)
ALLAH EN ÇOK ALİMLERİ SEVER
Mücahid: insanların ALLAH’a en sevimli gelenleri, nazil olan ayetleri en iyi bilen kimselerdir. (Ahmet Şerbasti, Tefsir Ekolleri, 33)
ALLAH KORKUSUNUN FARKI
İmam Gazali: Herkes korktuğundan kaçar, yalnız ALLAH’tan korkan O’na yaklaşır. (Gazali’nin İhyası’ndan aktaran, Muhsin Demirci, Kur’an’ın Temel Konuları, 223)
KALP SADECE ALLAH İÇİNDİR
Süfyan-ı Sevri: Kalbime koyduklarımın hepsi bana ihanet etti. (Tezkiratu’l-Huffaz’dan aktaran, Süleyman Ateş, İşari Tefsir Okulu, 56)
ALLAH DOSTLUĞUNUN EN ÖNEMLİ GÖSTERGESİ SABIRDIR
Anonim: ALLAH, evliyasına bela ile değil, belaya evliya ile eza eder. (Şahver Çelikoğlu, el-Esmaü’l-Hüsna Şerhi, 3, 273)
DÜNYA VE AHİRET CEZALARI NEYE GÖRE VERİLİR?
Selami Yalçın: ALLAH, başkasına zarar vermediği ve zulme yeltenmediği sürece kullara bu dünyada ceza vermez. Kendisine karşı işlenen günah ve suçların cezasını ahirete ertelemektedir. Bu nedenle bu dünyada kafir oldukları için kimseye ceza vermez.
(…)
Zulüm haddini aşmış ve iş kulların kudretinden çıkmışsa ALLAH, kul haklarını bu dünyada infaz eder. (Selami Yalçın, 80 Soruda ALLAH Hakkında Merak Ettiklerimiz, 213, 231)
KALBİ ZİKİR YA DA GİZLİ ZİKİR NE DEMEKTİR? NASIL YAPILIR?
Hamza Kılıç: Salik’in ALLAH ismini ya da ALLAH’ın isimlerinden birini içinden tekrar etmesidir. Bu tıpkı dudaklarınızı ve dilinizi hareket ettirmeden kitap okumaya benzer. Her yerde, her zamanda, çarşıda, pazarda, yürürken ya da çalışırken bu tip zikir yapılabilir.
Kalbi zikir, tefekkür/derin düşünme ile de yapılabilir. Bir güzellik seyrederken veya herhangi bir olay karşısında ALLAH’ı düşünmek, ALLAH’ın gücünü, kuvvet ve kudretini, hikmetini, ayetlerini seyretmek de kalbi zikir sayılır. Bu durumda salik, sesli ya da sessiz zikretmese de olur.
Üçüncüsü ise zikrin kalbe inmesi olarak vasıflandırılır. Bu zikir, sesli ya da sessiz zikrin devamlı yapılmasının bir sonucudur. Ve salik sesli ya da sessiz zikretmese bile, kendisi bunun farkında olmadan kalbi zikre devam eder.
Sesli ve sessiz zikirlerde salik şuurlu olarak zikreder. Ama zikir kalbe inince şuur, bizim anladığımız manada ortadan kalkar, bizlerin anlamadığı idrak edemediği bir şuurla kalp zikrine devam eder. Bu, bir nevi salikin, kainatın zikrine iştirak etmesidir.
İşine dalıp gitmişken veya başka işlerle meşgulken kalbi zikreder. Ve salik, bir an kalbi ile zikrettiğini hissedip, duyar. İşte bu, zikrin kalbe inmesidir. Bu tip zikre “sırri zikir”de denir.
Zikrin kalbe inmesinin diğer bir tanımı, sahibinin ahlakının güzelleşmesidir. (Hamza Kılıç, ALLAH’ı Tanımanın Yolu, 92)
ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARININ HİKMETİ
Mehmet Kırkıncı: Şanı Yüce ALLAH’ın bütün emir ve yasakları, ebedi saadete erişmemiz için takdir edilmiş bir ilahi plandır. (Mehmet Kırkıncı, Kader Nedir?, 19)

ALLAH ÇAREYİ DERDİN YANINDA YARATIR
“Kulumuz Eyyub’u da hatırla! O Rabbine: ‘Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet dokundurdu’ diye seslenmişti. (Eyyub’a): ‘Ayağını yere vur!’ dedik. ‘İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su!” (38/Sad: 41-42)
Senai Demirci: Rabbimiz ona: ‘Ayağını yere vur; işte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su!’ diyerek, dilerse, hiç ummadığı kolaylıklar ve çareler gönderebileceğini beyan eder. sen de ümitsizliğe ve kedere düşersen, sonsuz merhametli olan Rabbinin, hemen yanı başında, belki de ayağının değdiği yerde umutlar ve çareler hazır ettiğini hatırla. (Senai Demirci, Dua Ayetleri, 473)
KORKU VE KAYGILARIMIZ ALLAH’TAN UZAK OLUŞUMUZDANDIR
Seyyid Kutub: Vidan, ALLAH’ın kullarından herhangi birisine ibadet etmek duygusundan kurtulup ALLAH ile tam bir alaka halinde bulunduğu duygusu ile dolar taşarsa; hayat korkusu, rızık endişesi veya makam kaygusu gibi endişelerden hiçbir zaman etkilenmez. (Seyyid Kutub, İslam’da Sosyal Adalet, 67)
KİŞİNİN HELAL Mİ YOKSA HARAM MI YEDİĞİ KONUŞMASINDAN BELLİ OLUR
Ebu Bekir-i Verrak: Sabahleyin insanların yüzüne bakıp, kimin helal, kimin haram yediğini anlayabilirim. Şöyle ki: Her kim kalkar kalkmaz, sövüp saymakla ve boş laflarla dilini açarsa, o haram yemiştir. Her kim de dilini Yüce ALLAH’ın zikri ve Kelime-i Tevhid ile açarsa bilirim ki o Müslüman helal yemiştir. (S. İrfan Atagün, Gönül Sultanları, 2, 349)
ZUNNUN MISRİ’DEN BİR DİZİ İNCİ
İstedikleri şeyin ne olduğunu bilselerdi, harcadıkları şeyler onlara değersiz gelirdi.
Yalnızken ihlaslı olmaktan daha güç bir şey görmedim.
Şu üç şey ihlasın belirtisidir: Birincisi, halkın övmesini ve yermesini eşit tutmak, kincisi; ameli görme halini terk etmek, üçüncüsü de, amelin ahirette herhangi bir sevap getireceğini akıldan çıkarmak.
Mabudu zikretme hali varsa maksut (istenilen) korkusunda gam yeme!
Hakiki olarak ALLAH’ı zikreden, O’ndan başkasını unutur. Yüce ALLAH’ın zikri sırasında her şeyi unutan için Yüce ALLAH, her şeyi tastamam muhafaza eder ve ALLAH her şeye bedel olur.
Seni ALLAH’tan alıkoyan her şey dünyadır.
Yüce ALLAH’a yakınlığı artan herkesin gözünde O’nun heybeti de artar.
Sabır, Yüce ALLAH’tan yardım istemektir. (Der: E. Erdem Baycan, Nûn, 3, 157, 164, 168, 169, 172, 180, 188)