Hamd ezelden ebede kadar her kim tarafından ve her kim için yapılıyor olursa olsun yalnız AZİZ ve CELİL olan ALLAH'a aittir

ALLAH'ı Bilmek

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

ALLAH

MÜTEKEBBİR

TEMEL ANLAMI:

* Gerçekte büyük olan ve yücelik sahibi bulunan tek varlık.

(Bu açıdan bakıldığında “ALLAHu Ekber”in tam karşılığı, “En büyük ALLAH’tır” değil, “Büyük, ALLAH’tır!” olur.)

* “Her şey, katında hakir bulunan.” (Gazali)

* Zatının ve sıfatlarının niteliği bilinemeyecek kadar ulu olan.

* “ALLAHu ekber. Sen, akılların künh-ü azametine (büyüklüğünün bütününe) erişemediği bir Zat-ı Zülcelalsin (Yüce bir Zatsın), ey Kebir!” (Bediüzzaman)

TEMEL ANLAMININ AÇILIMI VE İKİNCİL ANLAMLARI:

* Büyüklüğünü her şeyde ve her olayda gösteren.

* Büyüklüğünün sonsuzluğunu eserleriyle gösteren.

* Yarattıklarından, kibirlenerek, Kendisiyle yücelik yarışına kalkanlara büyüklüğünü gösteren, onlara haddini bildiren.

* Kullarına zulmetmekten yüce olan.

* Kimsenin mülkü konusunda Kendisini zorlayamadığı.

* Kimsenin kendisine ihsanda bulunamadığı.

* “İhtiyaç ve noksanlık ifade eden her şeyden münezzeh olan.” (Beydavi)

* “Mütekebbir, büyüklük ve hükümranlıkta eşsiz, yücelik ve ululukta tek, mutlak iyilik, ihsan ve bağışlama sahibi olan, mülkü hiç yok olmayan ve yüceliği asla değişmeyendir.” (Fahrüddin er-Razi; Akt:Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 288)

* “Kulları ile vahiy ve peygamberlerinin sünneti yoluyla konuşandır: ‘ALLAH, bir insanla ancak vahiy yoluyla ya da perde arkasından konuşur ya da bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder.” (42/Şura:51) (Halimi)

TAMAMLAYICI BİLGİLER:

ALLAH’a Bakan Yönü:

* ALLAH’ın Mütekebbir oluşu büyüklenmek değil büyük olmaktır. O, insanların anladığı anlamda büyüklenmekten münezzehtir. O’nun için Mütekebbir olmak büyüklüğünü ilan etmek anlamındadır.

* Kebir vasfı, ALLAH’ın Zatının yüceliğini işaret ettiği gibi, nimet ve cezasının büyüklüğünü, çokluğunu da ifade eder.

 

Namaz ve Mütekebbir:

* Namazın rükû ve secdesinin hikmeti, Mütekebbir’in sadece ALLAH olduğunun ilanıdır.

 

İnsan ve Kibir:

* Mütekebbir ismine başkaldıran ilk varlık şeytan olmuştur. Ve bütün kibirli insanlar şeytanın yoldaşlarıdır.

* Kibir, her çeşit manevi duygu, feyz ve bereketin insan ruhunda yerleşip maya tutmasının önündeki en büyük engeldir: “İşte ALLAH, her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.” (40/Mü’min:35) ALLAH’ın cisimleşmiş rahmeti sayılan yağmur suyunun dağların doruklarında değil de en çukur yerlerde toplanıp birikmesi ve tüm canlılar için yararlı bir nitelik üstlenmesi bu sırrın işaretlerindendir.

* Kibir vasıtasıyla Cehennem’e girenlere Kur’an’da özel bir yer ayrılmıştır: “(ALLAH, Cehennem melekleri olan zebanilere emreder:) ‘Tutun onu, Cehennemin ta ortasına sürükleyin. Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! Tat bakalım!’ deyin. ‘Hani üstündün, seçkindin!” (44/Duhan:47-49)

 

PRATİK BOYUT:

* İnsanların Mütekebbir ismine ayna olmaları, zahid ve arif olmaları demektir. Yani, ALLAH’ı bilip, bu sayede kalbini ALLAH’tan başka her şeyden boşaltması, dünyayı hatta (nefse ait nimetleri yönüyle) ahireti bile küçümsemesi demektir. Yemek ve cinsellik başta olmak üzere nefsin hayvani istek ve kaprislerine köle olan kimselerin Mütekebbir isminin tecellisinden hiçbir hisseleri yok demektir. Tam aksine onlar hakirdir. Çünkü gerçek anlamda Mütekebbir isminin tecellisine ayna olanlar, her şehveti aşağılık ve değersiz gören, hayvanların bile nasibi olan zevklere sırt çevirenlerdir.

* Nefsi üzerinde bu anlamda bir hâkimiyet kurmak isteyen Mü’minler, bu bilinç ve niyetle “Ya ALLAH, ya Mütekebbir” zikrine dört elle yapışmalıdır.

* İnsanların Mütekebbir isminin tecellisine aracı olmaları ise insanlığın ALLAH’tan başka büyük tanıdığı gizli ve açık bütün putları devirerek, ALLAH kelimesini yükseltmeleri demektir. Yani maddi ya da manevi biçimleriyle cihad…

* İnsan, ALLAH’ın büyüklüğünü başkalarına ilan etmekle bu isimden ayrı bir feyze sahip olur.

* Kibirli insanlar karşısında büyüklüğün sadece ALLAH’a özgü olabileceği düşüncesiyle onurlu ve dik bir duruş sergilemek Mütekebbir isminin tecellisine ayna olmak ve O’nun rızasını kazanmaktır.

* “Bu ismin hükümlerinin eserlerinin kulun iç dünyasında yerleşmiş olduğunun bir belirtisi de şudur: Kul, bu ismin hükmü altında bulunduğu (tecellisine ayna olduğu, S.Alpsoy) sürece, bu sıfat kendisine hakim olduğu için, hiçbir zaman Hakka karşı itaatsizlik yapmaz. Dolayısıyla, kuldan Hakka karşı herhangi bir muhalif davranış görülürse, bu durum, o kişide Mütekebbir isminin (iradi olarak) tecelli etmediğini gösterir.

Şu halde, Mütekebbir olan Hakkın tecellilerinin hükümleri, sadece itaatkâr ve Hakka uyan kimselerde ortaya çıkabilir.” (Sadreddin Konevi, Esma-i Hüsna Şerhi, 59)

* Abdülkerim Kuşeyri: “Sübhan ve Yüce olan ALLAH’ın ululuğunu ve büyüklüğünü (kibriyasını) bilen bir kişinin tevazu yolunu tutması, tezellül (kendini ALLAH karşısında küçük görme ve sürekli olarak O’na muhtaç bulunduğu bilincine sahip olma) yoluna girmesi gerekmektedir. Bundan dolayı şöyle denilmiştir: ‘Kadrini aşan kimse sırrını çiğnetmiştir.’

Yine şöyle denilmiştir: ‘Fakir olan bir kişi kendi yaratılışı (fıtratı) üzeredir.” (Abdülkerim Kuşeyri, O’nun Güzel İsimleri, 51)

* Mütekebbir isminin bilincine varmış olan Mü’min, ALLAH’a, Cennet arzusu ya da Cehennem korkusundan ötürü değil sadece O, sonsuz büyüklüğe sahip olduğu ve bu haliyle de doğrudan doğruya ibadet edilmeyi hak ettiği için ibadet eder. Bu yönüyle Mütekebbir ismi kulun takva, ihsan ve ihlas sahibi olmasında önemli bir işleve sahiptir.

İLGİLİ HADİSLER:

*Mütekebbir olmak ancak ALLAH’a özgü bir şereftir. İnsanlar, mecazen bile olsa, bu sıfatı taşıyamaz. Gerçek ve tek Mütekebbir olan ALLAH, bütün tekebbür edenlerin hasmıdır. Şu kudsi hadis bu anlamı vurgulamaktadır: “İzzet (Aziz olma) gömleğim, Kibriya (Mütekebbir olma) da elbisemdir. Kim ki bunlardan birini Benden çıkarmaya (kendi üstüne almaya) kalkışırsa onun belini kırarım.” (Müslim)

* Kim ALLAH’tan başkasına güvenerek kendini güçlü görürse ALLAH onu zelil kılar. Ve böylelerini Kıyamet günü bekleyen sonucu Efendimiz (O’na Binler Selam) şöyle anlatır: “Zorba ve kibirli olanlar, Kıyamet gününde insanların üstüne basarak çiğnediği karıncalar şeklinde diriltilir.” (Tirmizi)