Hamd ezelden ebede kadar her kim tarafından ve her kim için yapılıyor olursa olsun yalnız AZİZ ve CELİL olan ALLAH'a aittir

ALLAH'ı Bilmek

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

ALLAH

MELİK

TEMEL ANLAMI:

* Görünen ve görünmeyen bütün alemlere, dünya ve ahiret hayatındaki her şeye gerçek anlamda ve hiçbir şartla sınırlı olmayarak hakim ve kadir olup, dilediği gibi tasarrufta bulunan.

* “Gerçek hükümdar (hak Melik) olan ALLAH yüce… çok yücedir.” (20/Taha:114)

* “De ki: ‘Ey mülkün sahibi olan ALLAH’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini zelil edersin. Hayır (mal) Senin elindedir. Senin her şeye gücün yeter! Geceyi gündüze katarsın, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine sayısız nimetler verirsin.” (3/Al-i İmran:26-27)

TEMEL ANLAMIN AÇILIMI VE İKİNCİL ANLAMLARI:

* “Akıl sahibi canlılara emir ve yasaklarıyla hükmeden. Bu nedenle ‘insanların meliki’ denebilir fakat ‘eşyanın meliki’ denemez. Onun yerine, ‘eşyanın maliki’ denebilir.” (Ragıb el-İsfahani)

* “Yoktan var ettiği her şey hakkında tasarrufta bulunan.” (Halimi)

* “Var etmeğe kadir olan.” (Kadızade)

* “Kendisine ibadet edilmeyi hak eden.” (Matüridi)

* “ALLAH, kullarından vergi almayan mülk sahibidir.” (M. Nusret Tura; O’nun Güzel İsimleri, 60)

* İbadet edenlerin ve O’nu (Şanı En Yüce) bilenlerin kalplerine sahip olup, onları egemenliği altına alan.

 

TAMAMLAYICI BİLGİLER:

Rab-Melik-İlah İlişkisi:

* “ALLAH, gerçek Rab, gerçek Melik ve gerçek İlah’tır. O, Rab oluşu ile bütün varlıkları yaratmış, Melik oluşu ile hepsine üstün gelmiş, İlah oluşu ile de onlara, Kendisine ibadet etmelerini emretmiştir. Bu üç sözcüğün içerdiği derin anlamları, yüceliği iyi düşün. ALLAH, bu üç sözcüğü en güzel bir ifade ve üslup ile Nas suresinde birlikte zikretmiştir: ‘İnsanların Rabbi, insanların Meliki ve insanların İlahı.’ Bu üç tamlama, imanın bütün temellerini ve ALLAH’ın güzel isim ve sıfatlarının anlamlarını kapsamaktadır.” (İbn Kayyım; Akt:Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 315)

Melik İsmi ve Kur’an:

* Kur’an, “mülk” kavramını kırk ayetinde ALLAH’a dayandırmıştır. Bu ifade ediş, genellikle, ‘göklerin ve yerin mülkü ALLAH’ındır’ şeklinde olmuştur. “Melik” ismi ise Kur’an’da beş kez doğrudan ALLAH’ın bir sıfatı olarak zikredilmiştir.

 

Melik-Gani İlişkisi:

* “Melik ve Gani isimleri birbirleriyle bağlantılıdır. Gani, ‘hiçbir şeye muhtaç olmayan’; Melik ise ‘her şey Kendisine muhtaç bulunan’ anlamındadır.” (Gazali)

Melik-Zahir-Batın İlişkisi:

* “Melik, göklerin ve yerin mülk ve melekütünün Kendisine dayandırıldığı Kimsedir. Buna göre mülk (maddi alem), “Zahir” ismine; meleküt (madde dışı alem) ise “Batın” ismine özeldir.

Zahir ve Batın isimleri, Melik isminin iki veziridir.

Buna göre, tasarrufunun görünür aleme (şehadet) nüfuz etmesi itibariyle Hak, Melikü’l-Mülk; tasarrufunun görünmeyen aleme (gayb) nüfuz etmesi itibariyle de, Malikü’l-Meleküt’tür.” (Sadreddin Konevi; Esma-i Hüsna Şerhi, 42)

Melikiyet’in ALLAH’a Özel Boyutu:

* “Yüce ALLAH’ın Melik olmasının hükümlerinden ikincisi şudur. O’nun Melik olması, diğer meliklerinkine benzemez. Çünkü diğer melikler herhangi bir şey verdiklerinde mülkleri noksanlaşır, hazineleri eksilir. Ama Cenab-ı Hakk’ın mülkü vermekle, ihsan etmekle eksilmez, aksine artar.” (Fahrüddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, 1, 333)

O yüzden de mecazi bir melikiyete sahip olan insan melikler, mülkü vermeye değil toplamaya eğilimlidirler ki, bu eğilim onları zalim ve baskıcı hale getiren en önemli sebeptir. Bu durum, ALLAH açısından tam tersinedir. O’nun verdikçe mülkü artar ve o nedenle de Kendisinden istenilmesine sevinir. “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi” nüktesinde denildiği gibi… Ve sonuç olarak vermeye eğilimli olan Melikiyet, ALLAH’ın rahmetinin en önemli kapılarından birini oluşturur. İnsanların ve mecazi meliklerin tam tersine…

* “Melik ismi, gerçek anlamda her yönüyle yalnız ALLAH içindir. Bu sıfat, ALLAH’ın diğer bütün kemal sıfatlarının var olmasını zorunlu kılar. Çünkü gerçek bir melik olan varlığın hayat, kudret, irade, görme, işitme, konuşma gibi sıfatlara sahip olmaması düşünülemez. Emretmeyen ve yasaklamayan, ödüllendirmeyen ve cezalandırmayan, veren veya vermeyen, aziz veya zelil kılmayan, ikram ve ihsanda bulunmayan, intikam alan veya affeden, alçaltan veya yükselten, emir ve yasaklarını kullarına tebliğ edecek peygamberler göndermeyen bir varlık nasıl melik olarak nitelenebilir ki? Gerçek melik olan bir varlıkta, bu sıfatlardan hangisi bulunmaz ki?” (İbn Kayyım; Akt:Edisyon; Esmaü’l-Hüsna,314)

Melikiyet’in İnsanlar İçin Taşıdığı Anlam:

* İnsanlar arasında Melik isminin tecellisine ayna olanların bir kısmı da hükümdarlar, krallar ve günümüzde siyasi egemenliğe sahip olan kişilerdir. Bu durumları, ALLAH’ın onlara tanıdığı süre ve güç ile sınırlıdır. Ve bu şekilde Melik ismine ayna olarak bir dünya sınavına tabi tutulmak, bir insanın bu dünyada başına gelebilecek sınavların en ağırlarından biridir. Çünkü bu durumun insanı şımartıp, yoldan çıkarma potansiyeli çok fazladır. Bu gerçeği ifade eden bir örnek olarak ünlü Abbasi Halifesi Harun Reşid ile o dönemin ünlü ALLAH dostu Behlül Dana arasında geçen konuşmayı düşünebiliriz.

Halife ve ALLAH dostu birlikte hacca gitmiştir. Arafat’ta vakfeye durdukları saatlerde, Behlül Dana, Harun Reşid’in kolundan tutar ve çevrelerini sarmış bulunan üç yüz bin hacıyı göstererek: “Harun!” der, “Hiç düşündün mü? Bu insanların her biri yarın Kıyamet Günü’nde kendisinin hesabını verecek, sen ise hepsinin!” Harun Reşid, verecek cevap bulamaz, olduğu yerde dona kalır.

Kısacası bu dünyada melik olmak, zor zenaattır. ALLAH, bütün Müslüman meliklerin yardımcısı ola!..

İnsanların Melik İsmi ile Sınanması:

* “Sapıklığa düşenler ALLAH’ın dışında rabler edinip, ALLAH’ın değil de meliklerin helal ve haram kıldığı şeyleri yapmışlar ve böylece o melikler onların ayaklarını doğru yoldan kaydırmışlardır.” (Matüridi; Akt:Musa Koçar, Matüridi’de Esma-i Hüsna, 50)

* “Bu isim, dünya makamlarının en büyüğü bile olsa hükümdarlığı gözlerde fazla büyütmemeyi, bunların geçici birer mazhariyet olduğunu, hakiki hükümdarın daima payidar olan ALLAH olduğu gerçeğini zihinlere yerleştirir. Böylece Kur’an, şirkin insanlara bir giriş kapısını daha kapatmış olmaktadır.” (Süleyman Bosnalı; O’nun Adıyla, 78)

* “Yüce ALLAH’ın: ‘Rabbim! Bana hükümranlık(tan bir pay) verdin.” (12/Yusuf:101) buyruğu hakkında Hazret-i Yusuf’un (ASÜ) kendi nefsine hakim çıkmasını murat ettiğini söylenilmiştir.” (Kuşeyri; O’nun Güzel İsimleri, 32)

* Mürid, şeyhinden nasihat ister. Kendisine: “Dünyada da, ahirette de melik ol!” denir. Şaşırır: “Nasıl olabilirim?” diye sorar. Cevap, insan için gerçekten melik olmanın yolunu ve niteliğini gösteren ince bir sırdır: “Dünyaya karşı olan hırs ve şehvetini kalbinden çıkartabilirsen, hem dünyada hem ahirette sultan (ya da melik) olursun. Çünkü sultanlık hür olmak ve ALLAH’tan başkasına muhtaç bulunmamaktır.”

* İnsan, kendi bedeni üzerinde bile melik değil mutasarrıftır. Yani gerçek ve tek Melik olan ALLAH’ın koyduğu kurallar ve sınırlar içinde hareket etme izni olan bir kullanıcı, adeta bir tür kiracıdır. O nedenle hiçbir konuda ve hiçbir varlık üzerinde ALLAH’ın emir ve yasaklarına rağmen hareket etme hakkına sahip değildir.

* “Melik’ten haberi olan bir kimse, kral bile olsa, en fazla, kendisine ait olmayan bir sürüyü gütmek üzere bir süreliğine tutulmuş bulunan bir çoban olduğunu bilir. İnsafı, gayreti ve sadakati ölçüsünde efendisi tarafından mükâfatlandırılmayı umabilir. Kuzuları kesip pişiren, bütün sütlerini içen ve kurtların sürüde terör estirmesine izin veren habis bir çoban olursa kesinlikle cezalandırılacaktır. Bir çoban olarak görevi bittiğinde hesap vermek zorunda kalacaktır. Teslim edilmeleri gereken günden evvel hesabı kitabı hal yoluna koymak çok daha iyidir.

Abdülmelik (Melik’in kulu) o kuldur ki Rabbi kendisine yeter. Rabbi hariç kimseden bir ihtiyacı yoktur onun. Bu halle hallenenlere kendi hayat ve davranışları üzerinde tasarruf gücü verilir. ALLAH, onları halifeleri olarak tayin eder ve onlar kendi memleketlerinde hükümran olurlar. İnsanın memleketi kendi bedenidir. Uyruklarımız da dilimiz, gözlerimiz, ellerimiz ve diğer organlarımızdır. Ordularımız; hırslarımız, arzularımız, şehvetimiz ve öfkemizdir. Eğer onları tasarrufumuz altına alırsak ve onlar da bize uyarlarsa ALLAH, başkalarının hayatlarına tasarruf etmemize de müsaade eder. Bu yüzden Abdülmelik olmuş bir kula kendi hayat ve davranışları üzerinde, ayrıca ALLAH’ın emirleri dahilinde ve izin verdiği ölçüde başkalarının da hayatları üzerinde tasarruf etme yetkisi verilmiştir.” (Tosun Bayrak; Esmaü’l-Hüsna, 50)

* İnsanlar içerisinde Melik isminin tecellisine en fazla sahip olan kişi, ALLAH’tan başka hiçbir varlığa muhtaç bulunmayan, ALLAH’tan başka kimsesi olmayandır. Bu gerçeğin daha da derin boyutuna inildiğinde ise karşımıza şöyle bir görünüm çıkar: Melik isminin tecellisine tam olarak ayna olanlar, kendi iç varlıkları ve bedenleri üzerinde, İslam’ın ölçüleri doğrultusunda tam bir hâkimiyet kurmuş bulunanlardır. Böyleleri nefislerini, kibirlerini, ego ve kaprislerini tam olarak hâkimiyetleri altına almış olurlar. Bunlar da öncelikle peygamberler, sonra da bütün hidayet önderleri, alim ve velilerdir.

Arafat, Mahşer ve Melikiyet:

* Mü’minlerin, mahşerin provası olan Arafat’taki duaları: “Buyur ey ALLAH’ım! Buyur ey eşi ve benzeri olmayan ALLAH’ım! Bütün hamd, her türlü nimet, yegane hükümranlık (Melikiyet) Senindir. Senin hiçbir ortak ve benzerin yoktur” şeklindedir.

Ahirette Melikiyet:

* ALLAH’ın Melikiyeti’ni kabul edip, dünyada bu kabule uygun bir biçimde yani O’nun emirleri doğrultusunda yaşayanlar, ahirette Cennet’in nimetleri üzerinde, dünyadakinden çok farklı ikinci bir izafi melikiyete sahip olacaktır. Dünyada bunun tersine davrananlar ise, ahiretin Cehennem’inde bir tür memlukiyetle (kölelik) yüzyüze gelecek ve hiçbir şey üzerinde hiçbir biçimde bir hakimiyetleri olmayacaktır. Bu fark aynı zamanda Cennet ve Cehennem’in niteliklerini anlamaya yardımcı olan çok derin bir noktaya da işaret etmektedir.

Esma İçerisinde Tecellisi En Şiddetli Olan Meliktir:

* “Melik isminin tecellisi ALLAH’ın yarattıkları üzerindeki en şiddetli tecellisidir.” (A. Ziyaüddin Gümüşhanevi)

* “Kâinatın mutlak hükümdarı’ anlamındaki Melik isminin kul üstündeki tecellisi, taşıması en zor olandır ve insanda zuhur eden sıfatların en kuvvetlisidir.” (Tosun Bayrak; Esmaü’l-Hüsna, 51)

Mâlik ve Melik Arasındaki Anlam Farkı:

“Ödül ve ceza (din) gününün hakimi’ diye çevirdiğimiz tamlamada geçen ‘Mâlik’, ‘malın, mülkün sahibi’ demektir. Kıraat alimlerince ‘hükümdar, iktidar sahibi’ anlamında ‘melik’ şeklinde de okunmuştur. İnsanlar için kullanıldığında mâlik ile melik arasında güç, yetki ve tasarruf hakkı bakımlarından önemli farklar vardır. Mal ve mülkün sahibi (mâlik) kişinin başkalarına hükmü geçmez, başkalarına hükmü geçen hükümdar (melik) ise her malın ve mülkün sahibi değildir. Yüce ALLAH hakkında mâlik ve melik sıfatları kullanıldığı zaman anlam çerçevesinde bir eksiklik olamaz; çünkü O hem alemlerin sahibidir hem de herkese ve her şeye hükmü geçer; O’nun iktidarı üstünde bir iktidar tasavvur bile edilemez. Melik, O’nun Zat’ına, Mâlik ise fiiline ait sıfatlardır.” (Heyet, Kur’an Yolu, 1, 61)

PRATİK BOYUT:

* Efendimiz Hz. Muhammed, özellikle teheccüd namazlarında Melik isminin geçtiği dua ve zikirleri okumuştur.

* Melik ismini, bu ismin irfanına ererek, zikrine devam etmek, Mü’mini ALLAH’a isyan edip, günaha girmekten alıkoyar. O nedenle, içinde herhangi bir günaha karşı şiddetli bir eğilim duyanlara “Ya Melik ya ALLAH” zikri tavsiye edilebilir.

* “Bir kimse hakikaten Rabbinin kendisine yeterli olduğu bir dereceye gelir ve daima bu ismi zikrederse herkese heybetli görünüp, kendisine herkes tarafından hürmet edilir.” (Tosun Bayrak; Esmaü’l-Hüsna, 51)

İLGİLİ HADİSLER:

* “Kıyamet Günü ALLAH, yeryüzünü kabzeder ve kudretiyle gökleri dürer, sonra da: ‘Ben, yegane hükümdarım (Melik) yeryüzünün hükümdarları nerede?’ der.” (Buhari)

* “ALLAH katında en rezil isim ‘melikülemlak’ (mülklerin sahibi)dir. ALLAH’tan başka mülk sahibi yoktur.” (Buhari, 4812)