Hamd ezelden ebede kadar her kim tarafından ve her kim için yapılıyor olursa olsun yalnız AZİZ ve CELİL olan ALLAH’a aittir

ALLAH’ı Bilmek

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA

ALLAH

CEBBAR

TEMEL ANLAMI:

* İstediği şeyi gerçekleştirmek için insanların ve yarattıklarının rızasına muhtaç bulunmayan. Hiçbir varlığın ve sebebin Kendisi üzerinde hiçbir zorlamada bulunması mümkün olmayan.

 

TEMEL ANLAMININI AÇILIMI VE İKİNCİL ANLAMLARI:

* Ulaşılamayacak derecede büyüklük sahibi olan.

* “Yaratıklarını emir ve yasaklarına uymaları için zorlayan, onları ihtiyaç yerlerine yönlendiren, geçim ve rızık sebeplerine yaratan.” (Hattabi; Akt: Veli Ulutürk, Kur’an-ı Kerim ALLAH’ı Nasıl Tanıtıyor?, 145)

* “Bozulan, düzeninden çıkan her şeyi yerine göre zor kullanarak düzelten.” (Ragıb el-İsfehani; Akt: Bekir Topaloğlu, DİA-7, 182)

* “Cebbar, varlıkları herhangi bir araca başvurmadan da düzeltip, yola koyan; böyle bir şeye ihtiyacı olmaksızın Kendisine itaat edilmesini emredendir.” (Sadreddin Konevi; Esma-i Hüsna Şerhi, 55)

* “Yaratılmışların halini iyileştiren, hakkı galip getiren, her güçlüğü kolaylaştıran, her kırığı onaran.” (Fahrüddin er-Razi; Akt: Bekir Topaloğlu, DİA-7, 182)

* “Cebbar, musibete uğrayana yardım eden ve yardımıyla onlara sabır ve direnç veren. Uğradıkları musibet karşısında kulluğun gereği olan doğru tavrı takındıkları zaman onlara, karşılaştıkları musibetten daha büyük ecir ve mükafat veren. Büyüklüğü ve yüceliği nedeniyle Kendisine boyun eğen ve seven kalplere çeşit çeşit kerametler, marifetler ve imani hakikatler ihsan edendir.” (Said el-Kahtani)

* “Her şeyi ezeldeki hükmüne göre tecelli ettiren.” (A. Yüksel Özemre, Vahye Göre Akıl, 254)

TAMAMLAYICI BİLGİLER:

Kur’an’da Cebbar:

* Cebbar, Kur’an’da bir ayette (59/Haşr: 23) ALLAH’ın ismi olarak geçmektedir.

 

Cebbar’ın Diğer İsimler ile İlişkisi:

* “ALLAH’ın Cebbar sıfatı üç temel manaya dayanır: Hükümranlık, üstünlük ve yücelik. Hurma ağacı boyu uzayıp yükselince, eller yetişemez olunca ‘cebbare’ olarak adlandırılır. Bu yüzden yüce ALLAH da ulu (Mütekebbir) ve yüce-üstün (Aziz), anlamlarına yakın Cebbar adıyla isimlendirilmişlerdir. Bu üç ismin her biri diğer ikisinin anlamını kapsar. Bu üç isim (Aziz, Mütekebbir ve Cebbar) şu üç ismin (Halık, Bari, Musavvir) benzeridir. Cebbar ve Mütekebbir isimleri Aziz isminin açıklaması olduğu gibi, Bari ve Musavvir isimleri de Halik isminin birer açıklaması ve ayrıntısıdır. Buna göre ‘Cebbar’, güç ve kuvvetin, izzet ve üstünlüğün, hükümranlığın en üst noktasıdır.” (İbn Kayyım; Akt: Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 75)

* “Bu ismin anlamı bizlerin anladığı gibi kırıcılığın karşılığı olan hayırla yorumlanacak olursa o zaman bu isim Rahmet isminden olur. Eğer ceberrut, yani ululuk ve büyüklük anlamında yorumlanacak olursa o zaman bu isim intikam isimlerinden olur.” (Afifüddin Süleyman et-Tilmsani, Esmaü’l-Hüsna, 183)

Cebbar İsminin Gerçek Anlamı:

* ALLAH’ın Cebbar isminin her tecellisinin altında genellikle rahmeti saklıdır. O’nun Cebbar oluşu, zulme ve kullarının kötülüğüne yönelik değildir. Tam aksine bazen bir babanın çocuğuna ya da doktorun hastasına uyguladığı zorlamalar gibidir.

* “Bu kâinat ve içindeki yaratıklar, yokluktan varlığa kendi iradeleri ile değil, bir cebir ile yönlendirilmişlerdir. Güneşin güneş olması gibi ayın ay, dağın dağ, denizin deniz olmaları da icbar yoluyla, yani bir zorlama ile gerçekleşmiştir. Şu var ki, ‘Alim’ ve ‘Hakîm’ olan ALLAH’ın icbarı da ilim ve hikmet iledir. Rahim ve Kerim olan ALLAH’ın cebir ile yaptığı her tasarrufun altında rahmet ve kerem saklıdır. (…) Cebir kelimesinin hem ‘kırıkları onarmak’, hem de ‘zorla iş yaptırmak’, manasına gelmesi enteresandır. Demek oluyor ki, ALLAH’ın cebri, ya bir hekimin hastasına uyguladığı bir cebir yahut adil bir hükümdarın zalimleri zorla hapse sokmasındaki cebir gibidir. (…) Cennet ve Cehennemin yolları cebir ile tayin edilmiştir. Yani neyin helal neyin haram olduğunu ALLAH bizzat tayin ve tespit etmiştir. Ama doğru ve yanlıştan, Cennet ve Cehennem’den dilediğini seçmekte insanı serbest bırakmıştır.” (Alaaddin Başar, Esma-i Hüsna, 48)

Cebbar’a Yapılan Bir Dua:

* “Bazı kimseler şöyle söylemişlerdir: ‘Ey Cebbar olan ALLAH’ım! Seni tanıyan birini, herhangi bir iş için başkasından yardım dilemesine şaşarım. Seni tanıyan birinin, başka birine umut bağlamasına şaşarım. Seni tanıyan birinin, Senden başka birisine yönelmesine şaşarım.” (Fahrüddin er-Razi; Akt: Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 77)

Ahirette Cebbar:

* Kâfirler ve bilinçli olarak O’na başkaldırıp bu durumlarında ısrar edenler, Cebbar isminin tecellisiyle dünyada kendilerini bekleyen çeşitli cezalara ve ahirette de Cehenneme sürülürler.

 

PRATİK BOYUT:

* “İnsanlardan bu isme layık olan, başkalarına uymaktan, başkalarının kendisine uyduğu insan olma derecesine yükselen; rütbe itibarıyla herkesten yüksek olan; insanları gerektiğinde zor kullanarak da öğretisine uymak mecburiyetinde bırakan; insanlara yararı dokunan fakat onlardan yararlanmaya ihtiyaç duymayan; insanlara etki eden fakat onların etkisinde kalmayan; kendisini gerçek niteliğiyle tanıyan herkes tarafından delicesine sevilen; insanların kendisini gördüklerinde bir daha görmek isteyecekleri fakat onun gibi olma temennisinde bulunmayacakları kimsedir ki bütün bu özellikler ancak Kâinatın Önderi Hz. Muhammed’de (O’na Binler Selam) tam olarak bir araya gelmiştir. Bu gerçek onun diliyle şöyle ifade edilmiştir: “Musa sağ olsaydı bana uymaktan başka çaresi bulunmazdı.” (Gazali, Esma’ül Hüsna Şerhi, 93)

* İnsanlardan Cebbar ismine ayna olanlar yukarıda sayılan özellikleri kendi nefislerine karşı gerçekleştirenlerdir. Araç olanlar ise başka insanlar üzerinde ve bütün dünyada İslam’ın hâkimiyeti için gerektiğinde, Kur’an ve Sünnet sınırları içinde kalmak kaydıyla, zora başvurmaktan çekinmeyenlerdir.

* “ALLAH’ın ‘Cebbar’ ismini, ‘kırıkları tedavi eden, kulların işlerini düzelten’ olarak bilen kimse, ALLAH’la arasını düzeltmeye çalışır. O’na ulaşmak ve hoşnutluğunu kazanmak için Rabb’ine yönelir. Zira Rabb’inin iyilik, merhamet ve şefkat sahibi olduğunu ve kırık kalpleri iyileştirdiğini bilir.” (Kurtubi; Akt: Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 77)

* “Bu ismi; ‘mağlup eden, üstün ve güçlü’ anlamında anlayan kimse ise, nefsinin arzu ve isteklerini yerine getirmeyerek onu mağlub etmeye ve düşmanına üstün gelmeye çalışır. Ahiretini imar etmeye, Mevla’sına itaat etmeye mani olan her şeyi ortadan kaldırır. Bu da kalpte ALLAH’a karşı etkili bir korku ve tam bir ürpertinin oluşmasını sağlar.” (İzz b. Abdüsselam; Akt: Edisyon, Esmaü’l-Hüsna, 77)

* Cebbar ismi insanlar için sadece olumsuz anlamlar ifade eder; zorba, zalim gibi: “İşte ALLAH, her kibirli zorbanın (cebbarın) kalbini böyle mühürler.” (40/Mü’min:35) Dolayısıyla Cebbar isminin olumlu anlam boyutu ALLAH’a, olumsuz boyutu ise insana aittir. Efendimiz (OBS) bu noktayı vurgularken: “Yeryüzünde büyüklenen ve zorbalık yapanlar (cebbarlar) kıyamet gününde insanların, üzerlerine bastığı karıncalar gibi diriltilirler.” (Tirmizi) buyurmuştur. Sonuç olarak, Cebbar’ın kulu olmaya çalışmalı, O’nun “Cebbar” ismine ayna ve araç olmaya çalışmalı fakat yine O’ndan, O’nun Cebbar ve Kahhar oluşundan korkup, insanlar arasında cebbar biri olmaktan uzak durulmalıdır.

* Hz. Ali’nin bir duası: “Ey bütün kırıkları birleştiren ve her güçlüğe kolaylık ihsan eden Cebbar! (Ya Cebbara külli kesirin ve ya Müsehhile külli asirin)” (Tosun Bayrak, Esmaü’l-Hüsna, 58)

* “Ya ALLAH ya Cebbar” zikri, ihlaslı bir şekilde, kişinin iradesiyle mağlub etmekte zorlandığı kötü huylar ve terkedilemeyen haram alışkanlıklar için yapılırsa o türlü kötülüklerden kişinin yetersiz iradesine rağmen kurtulacağı ümit edilir.

* Zalimlerin zulmüne ve baskısına uğrayanlar bu ismin zikrini vird edinerek ve tek gerçek “Cebbar”ın ancak ALLAH olabileceğini düşünerek O’nun yardımına sığınmalıdır.

 

İLGİLİ HADİSLER:

* İnsanların eylemlerinde genellikle ALLAH’ın cebri (zorlaması) değil, insanın özgür iradesi ile istemesine karşılık ALLAH’ın da iyiyi ya da kötüyü yaratması esas olmakla beraber, ALLAH dilediği zaman “Cebbar” ismiyle devreye girip, kulun iradesini etkisiz bırakarak Kendi dilediğini doğrudan yaratabilir, gerçekleştirebilir. Fakat bu cebren devreye girme keyfiyeti, ALLAH’ın (haşa) kuluna tuzak kurması türünden, kulun zararına olacak şekilde gerçekleşmez. Bu durum ya kulun kendisine rağmen ona verilecek bir lütuf ya da hak edilmiş bir cezanın gerçekleştirilmesi şeklinde olur. Bu durumu Efendimiz şöyle ifade etmiştir: “Yüce ALLAH, kaza ve kaderini yerine getirmek istediği zaman, akıl sahiplerinin akıllarını gideriverir de, kaza ve kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara geri verir. Böylece de pişmanlık başlar.” (Feyzü’l-Kadir)