Hamd ezelden ebede kadar her kim tarafından ve her kim için yapılıyor olursa olsun yalnız AZİZ ve CELİL olan ALLAH’a aittir

ALLAH’ı Bilmek

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA

ALLAH

ALİM / ALLAM

TEMEL ANLAMI:

* İlmi (bilgisi) sonsuz olan.

* Zaman ve mekan kaydı olmaksızın, küçük büyük, gizli açık her şeyi, her olayı ve oluşumu hakkıyla tam olarak bilen.

* İlmi, isteyene de, istediği kadar veren ve öğreten.

 

TEMEL ANLAMIN AÇILIMI VE İKİNCİL ANLAMLARI:

* “Yaratılmışların bilemedikleri sırları ve gizlilikleri bilen.”(Hattabi)

* “Allam, farklı türdeki bütün bilgi çeşitlerini bilendir. Buna göre ALLAH, şu an var olanı, var olmakta olanları, var olduklarında nasıl olacaklarını, var olmayanları ve eğer var olsalardı nasıl olacaklarını bilendir.” (Halimi)

* “Kulun ilmi, ALLAH’ın ilminden üç noktada ayrılır:

1- Kulun bildiği şeyler sınırlıdır, ALLAH’ın ki sınırsızdır.

2- İnsanın bilgisi açık ve net değildir, ALLAH’ın ilmi ise hiçbir belirsizlik içermez tam ve nettir.

3- ALLAH’ın ilmi herhangi bir şeyin varlığı sayesinde değildir, kulun bir şeyi bilmesi ise o şeyin varlığına bağlıdır.”(Gazali)

* “Bilmiş olun ki göklerde ve yerde ne varsa ALLAH’ındır. O, sizin ne yolda olduğunuzu iyi bilir. İnsanlar, O’nun huzuruna döndürüldükleri gün, yapmış olduklarını onlara hemen bildirir. ALLAH, her şeyi hakkıyla bilendir.” (24/Nur:64)

* “Doğrusu O, göğüslerin özünü bilendir.” (35/Fatır:38)

* “Gaybın anahtarları ALLAH’ın katındadır. Onları, O’ndan başkası bilemez. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir. O’nun bilgisi olmadan bir tek yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içinde gömülen her tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, mutlaka apaçık bir Kitap’tadır.” (6/En’am:59)

“Bu, ALLAH’ın sınırsız ilminin bir tasviridir. İnsan böyle şeylerden söz ederken bu derece engin ufuklara ulaşma imkanı bulamaz.”(Seyyid Kutub)

* “ALLAH, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” (40/Mü’min:19)

* “O, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir.” (20/Ta Ha:7)

 

TAMAMLAYICI BİLGİLER:

* ALLAH’ın ilmi, kullarınkinden farklı olarak, hiçbir varlık yaratılmamışken de vardır ve varlıklar o ilim sayesinde yaratılmışlardır. Bizler ise o varlıkları bilmemiz suretiyle ilim sahibi olmaktayızdır.

Bu durum O’nun ilmi ile bizim ilmimiz arasında bir temel nitelik farkına işaret eder: O’nun ilmi varlıkların sebebidir, bizim ilmimiz ise sonucudur.

* “Ben bildiğim şeyi var edildiği için bilirim; Senin bildiğin ise Sen bildiğin için var edilir (…) Açık edip söylediğimi de bilirsin. Susup kendime sakladığımı da bilirsin. Unutup kendimden sakladığımı bile bilirsin. Kendi kuyularıma aklımın iplerini salarım, kendime aklım ermez. Beni benden çok bilensin. Kalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırım; kendime kendim yetmez. Beni benden saklayansın. Bana benden çok sırdaşsın.”(Senai Demirci, 99 Esma 99 Dua, 47)

* “ALLAH, bütün zaman ve mekanların yaratıcısı olduğu için O’nun ilmi zaman ve mekanla kayıtlı değildir. Önceyi, şimdiyi ve sonrayı Kendinden kaynaklanan bir ilim ile bilir.”(Alusi)

* Bediüzzaman: “ALLAH, bütün canlılara, her birine uygun şekilde ve zamanda, ummadığı yerden rızıklarını vermektedir. Bu, sonsuz bir ilimle olur. Bunun için rızka muhtaç olanları, ihtiyaç zamanını ve ihtiyacı bilmek gerekir.”(Bediüzzaman)

Ve bu durum sadece Alim-Rezzak isimlerine özel bir ilişki biçimi değildir. Bir çok isim, Alim ismiyle aynı şekilde bir irtibat içindedir.

* “Nur Külliyatında, ilim konusunda enteresan bir ifade yer alır: ‘Fiilen bilmek’: ‘Hiç yaratan bilmez mi? O, Latif’tir, Habir’dir.’ (67/Mülk:14) ayet-i kerimesi, bu ‘fiilen bilme’yi ders veriyor. Bir örnek: Selimiye camiinin mimari özelliklerini biz de biliriz, Mimar Sinan da. Ama onun bilmesi fiilidir. O, Selimiye’nin minarelerini yapar, kubbesini çatarken, ilmiyle kudreti birlikte çalışmıştır. Bizim aynı şeyleri bilmemiz ise bundan çok farklıdır. Bizimkinde, yapılmış olanı sonradan öğrenme söz konusudur (…) İnsan, kendisine ihsan edilen o azıcık ilmiyle ALLAH’ın Alim ismini tanır. Her şeyin ilimle vücut bulduğunu, hikmetli ve manalı yaratıldığını anlar. Bir hayvan kendi iç organlarından bile haberdar değilken, insanın bu kadar geniş bir sahada ilmiyle dolaşması, onun için büyük bir şereftir. Arzın halifesi olan insan, kendini okuduğu gibi, kendini okumaktan aciz olan yaratılmışları da okumakla vazifelidir.” (Alaaddin Başar, Esma-i Hüsna, 70)

* Bir insanın sahip olabileceği en üstün ve en değerli ilim ise konusu en üstün ve en değerli olan varlığa ait olabilir: Yani ALLAH’a…

Evet bütün ilimlerin hedefi, anlamı ve en değerli en üstün olanı, “Marifetullah” yani ALLAH’ı bilmektedir.

Bütün kitapların bir tek Kitab’ı (Kur’an’ı) daha iyi anlamak için okunması gibi bütün ilimler de bir tek ilmi bilebilmek için öğrenilir: Marifetullah’ı…

* “En şerefli bilgi, konusu en şerefli olan bilgidir. Ve bu da hiç şüphe yok ki, ‘ALLAH bilgisidir’ (Marifetullah). Diğer bilgiler de ancak bu en önemli ve en şerefli bilgiye ulaştırdıkları ölçüde değerli ve şereflidir.”(Gazali)

* “Ancak Yüce ALLAH hakkında tam manasıyla bilgi sahibi olmak imkansızdır. İnsan, O’nu tanımak için bütün gücünü harcadıktan sonra, O’nu tanımanın imkansız olduğunu anladı mı, gerçek ve en mükemmel bilgiye ermiş olur. Bundan dolayıdır ki, Hz. Ebu Bekir: ‘Bilgi, kulun, O’nun hakkında bilgi sahibi olmaktan aciz olduğunu idrak etmesidir’ demiştir. Bilginin sonu hayret ve dehşettir. O’nu en iyi tanıyan O’nda en çok hayrete düşendir.” (Gazali)

PRATİK BOYUT:

* Alim isminin bilincine varmış olan Mü’min kul, ALLAH’tan utanır. O’nun her şeyi bildiğini düşünerek, günahın açığından da gizlisinden de kaçınır.

* “Alim isminin zikri, zikredenleri gafletten uyararak kalbe Rabbini hatırlatır.”(Afifüddin et-Tilmsani, Esmaü’l-Hüsna, 21)

* Her insanda baskın olarak tecelli eden ve o insanın kişiliğinin temel karakteristik özelliklerini veren ve tasavvufta adına “İsm-i Galib” denilen bir isim vardır. İsm-i Galib’i Alim olanlar, yaratılışlarındaki temizlik ve ALLAH’ın onları kutsal bir nur ile desteklemesi ve O’nun lütfu sayesinde,hiç kimseden ya da hiçbir yerden bir şey öğrenmeden ve belli bir şey üzerinde tefekkür etmeden kendilerini ilm-i ledün sahibi kıldığı kimselerdir. Alim isminin İsm-i Galib olduğu kimselerin sahip oldukları ilim aslında irfandır. İrfan, ilmin kuru bilgi olmanın ötesinde içselleştirilmesi, yaşanması, o konunun gerçeğine varılması ya da diğer bir deyişle hakkı hak ile ve doğru olarak bilmektir.”